2035 Hedefinde Esneme: Akaryakıt Sektörü Zaman mı Kazanıyor?

Yayınlama: 07.02.2026
A+
A-

Hibrit araçlara açılan yeni alan ve Türkiye’deki akaryakıt dağıtıcıları için stratejik yol haritası.

Akaryakıt sektörümüz, yıllardır Avrupa’da faaliyette gösteren petrol şirketlerinin arasında olmuştur. Ülkemizde sayısı azalan batılı yabancı petrol şirketleri bizi Avrupa organizasyonlarının içinde tuttu.

1980’li yıllardan itibaren bizler, çok daha eski yıllarda ise saygın büyüklerimiz, Avrupalı ve Amerikalı meslektaşlarımızla çok yakın çalıştık, düzenledikleri uluslararası iş toplantılarına katılarak ülkemizi temsil ettik. Ekonomik konularda farklı, kalite ve katma değerimizde daha sınırlı olsak da, ticari olarak onlara sıkı bağlarla entegre olduğumuzu biliyoruz.

Avrupa’nın fosil yakıtları yasaklamayı hedefleyen planı akaryakıt sektörümüzü yakından ilgilendiriyor.

Planın yeni hedefi, elektrifikasyonda ne kadar ileri gidebileceğimizin bir göstergesi olacak. Bu platformda (petrolpiyasası.com), elektrik dönüşümünün kaçınılmaz bir gelecek olduğunun altını çizmiş; hazırlık yapılmasını, dağıtım sektöründe yeni stratejilerin hazırlanmasını değerlendirmiştik. Elektrifikasyon, ulaşım, ısınma ve sanayide akaryakıt yerine elektrik kullanımının artmasıdır.

Şimdi Avrupa şunu diyor;

‘’2035 yılında içten yanmalı motorların satışına son vermeyi hedefleyen planı esnetelim; karbondioksit salınımında, yüzde 100 yerine yüzde 90 yeni araç satışının sıfır emisyonlu olmasını yeterli sayalım.’’

Bunun anlamı hibrit ve plug in hibrit araçlara daha fazla alan açalım demektir.

Biliyorsunuz iklim değişikliğinin yani küresel ısınmanın, ‘’yüzde yetmiş suçlusu’’ fosil kaynaklı petrol olarak görülüyor

Uzmanlara göre, Avrupa’da önerilen plan değişikliği, gerçekler ile daha uyumlu ve pragmatik.

Bu görüşe eleştiri oklarını çevirenler de var.

Önerilen yumuşak geçiş planını, ‘’geçmişe tutunan gelenekselcilik’’ olarak değerlendiriyorlar.

Kararı gerçekçi bulanlar, Avrupalı markaların, geçiş aşamasında zorlandıkları görüşünde.

Araç fiyatları üzerindeki baskının azalacağı, sanayiye nefes aldıracağı, alt yapı yatırımlarının zamana yayılmasını sağlayacağını düşünüyorlar.

Değişim hep sancılı olur ama yönü bellidir.

Bugün fosil olarak adlandırılan, bazılarının ‘’küçümsediği’’ petrolün, zamanın bir ilerleme sembolü olduğu, çağdaş uygarlığın geldiği noktaya olağanüstü katkısı unutuluyor. Petrolün keşfi ve sonrasında yaşananlar, dayandığı teknoloji ve türevlerinin kullanıcının ayağına kadar geldiği süreç olağanüstüdür.

Yerini tutacak ve altını çizerek belirtiyorum, sürdürülebilir başka bir seçenek arz edilinceye kadar petrol, erişilmesi güç olan etkisini koruyacaktır.

Bugünlere gelişimizde, tahtı teslim eden kömürün de çok önemli işlevleri vardı.

Birinci Dünya Savaşında, Britanya’da donanmasını kömürden petrole geçirme kararı veren ve bu sayede sağladığı üstünlükle tarihe geçen kişilerin, henüz güvenilir olmaktan yoksun petrol rezervlerini kullanma kararına çılgınlık gözüyle bakılıyordu. (Petrol, Daniel Yergin)

Petrolün bir gün, tahtını vereceği elektrik konusunda da, tedarik yeterliliği ve araç parkının dönüşümünün önemli aşamaları var. Hepsi önemli, bir anda olacak şeyler değil.

İkinci Dünya savaşından sonra petrole olan talep patlamış, rezervler için yapılmış karamsar tahminler korkutmuştu, ancak öyle olmadı.

Dünya enerji krizine girdiğinde petrol yine liste başı en popüler kaynaktı, hâlâ da öyle.

Petrol krizleri zaman zaman büyük sorunlar yaratsa da yeni kaynaklara ulaşmak hedefi, bunun için göze alınanlar hiç bitmedi. Ülkeler kalkınmak için sürdürülebilir enerji kaynağı olarak petrol ve türevlerine hep bel bağladı.

Elektriğe bağımlılık konusunda Avrupa ne düşündü peki, neden otomotivde planları revize etmek istiyor?

Elektrik talebi hızlı arttı. Rüzgâr ve güneşten yenilenebilir enerjide üretim dalgalı.

Üretim, depolama yatırımları henüz tamamlanmış değil.

Mevcut iletim ve dağıtım şebekeleri yenilenebilir enerji entegrasyonu için hazır değil.

Şarj alt yapısı yetersiz.

Ayrıca, otomotiv sektörünün hızlı geçişi, sanayi ve iş gücü baskısı yaratıyor. Ekonomik ve endüstriyel gerçekler var. Sert karar, iş kaybı, üretim sorunu, rekabet dezavantajı yaratabilir.

Batarya teknolojisi gelişmeye devam ediyor. Değerli ham maddeye bağımlılık söz konusu.

Avrupa Birliği, enerji bağımlılığını yakıttan madene taşıdığının farkında. 

Burada, elektrifikasyondan vazgeçmek değil dönüşümü daha dikkatli, dengeli sosyal gerçekleri düşünerek yapma kararlılığı görülüyor.

Türk şirketleri için anlamına gelince; takvimin esnemesi hazırlıkları geciktirmek anlamına gelmemeli. Kararlı olarak elektrikli araçlara dönük kontrollü yatırım devam etmeli, yatırım maliyetine işin üreticileri dâhil edilmeli, satış yerlerimizi geleceğe hazırlamalı, uzmanlık alanlarında birliktelikler yaratmalıyız.

Erteleme kararları akaryakıt ve madeni yağ satanlara zaman kazandırır rahatlama değil, dağıtım sektöründe hacim baskısı sürecektir.

Ahmet Mert Yılmaz

44 yıllık kariyeri boyunca yurt içi ve yurt dışında akaryakıt dağıtım sektöründe üst düzey yönetici pozisyonlarında görev almıştır. Kariyeri süresince; satış, pazarlama ve yatırım departmanlarında önemli sorumluluklar üstlenmiş, geniş kapsamlı bayi teşkilatlarının yönetimini başarıyla gerçekleştirmiştir. Ayrıca sektörde birçok stratejik projenin hayata geçirilmesinde aktif rol oynamış, bu projelerin planlama ve uygulama süreçlerinde doğrudan yer almıştır. İkmal, lojistik, insan kaynakları, hukuk ve eğitim gibi kilit fonksiyonlarla yakın iş birliği içinde çalışmış, aynı zamanda bağımsız yönetim kurulu üyeliği görevinde bulunmuştur. Sektöre katkılarını yalnızca yönetimsel değil, entelektüel düzeyde de sürdüren Yılmaz, "Rafine Yıllar" adlı sektörel referans kitabı ile "Sedef Parmaklık" adlı romanın da yazarıdır. ''Yazarımızın sosyal medya hesaplarına aşağıdaki bağlantılar üzerinden ulaşabilirsiniz. İlgili 4 platformlarda paylaştığı içerikler ve sektöre dair görüşleriyle daha yakından tanıyabilirsiniz.''
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.