Otomotiv sektörüne enerji sağlayan petrole ve ona alternatif olarak gösterilen elektriğe tarihsel perspektiften bakmak güncel gelişmeler açısından ilginç olabilir.
Dünyayı şekillendiren gelişmelerde petrolün verdiği enerji tartışılmaz boyuttadır, elektriğin de öyle.
Dünyada hiçbir gelişmiş ülke petrol olmadan yaşadığı medeniyete ulaşamaz, çevreyi koruyan gelişmelere adım atamazdı. Elektrik de öyle; dünyamıza verdiği enerji itibarıyla kritik rolü tartışılmaz önemdedir.
Bir paradoks gibi görülebilir ama petrol kendisine alternatif olacak teknolojilerin önünü açmaktadır.
Bugünkü gerçeklik, petrolü bir günde bırakmak değil, petrol kullanımını azaltmak şeklinde ilerlemektedir. Petrol sayesinde gelişmiş teknolojilere sahip olduk.
Elektrik, birinci enerji kaynağı değildir ama en önemli enerji taşıyıcısıdır. Çeşitli kaynaklardan üretilebilir, fosil, nükleer, yenilenebilir ve atıklar gibi.
Evreni daha fazla yeşil enerji ile buluşturmayı amaçlayan bir geçiş dönemi içindeyiz.
Otomotiv sektörü bu geçişi en iyi temsil eden sektörlerin başında geliyor.
İçten yanmalı motorların gelişmesi aynı zamanda petrol endüstrisinin de büyüme hikâyesidir.
O günlerde dahi elektrik ile çalışan araçların olduğunu söylesem şaşırır mısınız?
Tarihte petrol ile gelişen araçlar, elektrikle gidenlerle yan yana durmuştur.
Elektrikli araç vardı ama o günün şartlarında (teknoloji, alt yapı ve sistem) gelişmedi, ölçek ekonomisini yakalayamadı. Petrol kullanmak hızlı büyüyen dünyanın aradığı yaygın enerji kaynağı olarak kabul edildi.
Bazılarımız, ‘’petrol işte, fosil!’’ deyip gelişmemize yaptığı katkıları unutup ürünü küçümseme eğilimine girdi son zamanlarda. Bunu yapanlar, petrolün çok kıymetli keşif olduğunu, sahip olmak için ibret verici hikâyelerle dolu yakın geçmişini unuttu.
Bugün dağıtım sektörünün akaryakıtı ‘’alelade’’ bir ürünmüş gibi pazarlaması ve sonra kârsızlıktan yakınması bana hep bu ürünün geçmişini bilmediğimizi ya da onsuz günleri hatırlamadığımızı anımsatır.
Petrol endüstrisinin serüveni, tesadüflerle kayaların arasından sızan sıvıyı anlamaya çalışan bir adamın kararlılığı ile başladı. Bissel, kaya yağının aydınlatıcı bir sıvı olabileceğini düşündü, Yale’de profesör olan seçkin bilim adamı Silliman’a başvurdu, yıl 1854 tür.
O yıllarda, bir bankerin teşvikiyle kendini sondaja adamış Drake isminde biri, sondaj donanımına enerji veren buhar makinasını kurmuş ve 1859 yılında aradığı kazıcıyı bularak (Demirci William Smith namı diğer Billi Amca) ham petrolü yüzeye çıkarmıştır. (Kaynak; ‘’Petrol’’, Daniel Yergin. İş Bankası Kültür yayınları)
Sıvıyı biriktirmek, beyaz meşeden variller yapmak, taşımak için tanker arabaları, ilk boru hatlarını yapmak, depolamak, ilkel rafinerilerde ürünü işlemek insanlık için devrim olmuştur.
Petrol ürünlerini kullanan araçlar, petrol değer zincirinin nihai tüketim motorudur. Onların farklılaşması ile petrol ürünleri gelişmiştir.
1860-1886 arası içten yanmalı, dört zamanlı motorun bulunması ve modern otomobilin başlangıç yıllarıdır. 1900-1950 ise yaygınlaşma dönemidir. 1950-2000 otomotivin altın çağı ve küreselleşmesidir. Sonrası ise ciddi sorgulama dönemi olmuştur.
Aslında elektrikli arabaların tarihi sanıldığından çok daha eskidir.
Şarj edilemeyen pillerle 1830’ larda ortaya çıkmış denemeler yapılmıştır. 1860 ile 1900 yılları arası şarj edilebilir kurşun-asit akülerle yaygınlaşmış, sessiz, vites gerektirmeyen araçlar şehirlerde denenmiştir. Bir ara çoğalmış ama 1910 yılından sonra elektrikli araçlara olan eğilim gerilemiştir.
Ticari ve ağır vasıtaları da içeren otomotiv sektörü, akaryakıt alt yapısının süratle kurulup uzun menziller sunmasıyla üretimini artırmıştır.
Petrol, ürünlerinin bollaşması, her yerde bulunması, kısa dolum süreleri ve uzun menziller sunmasıyla genel çözüm olmuştur.
Elektrikli araçların 100 yıl boyunca geri planda kalmasının nedeni ekonomik olarak petrol ile yarışamamasıydı. Yakıt istasyonları hızla yayılırken, batarya ve şarj alt yapısı aynı hızda gelişmedi. Menzil sorunu çözülmedi.
Zamanla gelişen otomotiv sektörü kendisini ve akaryakıtı daha çevreci yapmasına rağmen (*) yaydığı emisyon hacmi ile tartışılır duruma geldi. Çünkü ulaşım sektörü, çeşitli kaynakların belirttiği gibi karbon emisyonunun yüzde otuzundan sorumlu, elektrikli araçlarda ise egsoz emisyonu sıfır.
Elektrikli araçların yeniden doğuşu ve hızlı yükselişi dönemindeyiz şimdi. Teknoloji değişiyor batarya konusunda dev kırılmalar oluyor, maksat güvenilir, uzun menzilli elektrikli araç elde edebilmek.
Verimlilik hesabı yapıldığında aynı enerji ile elektrikli aracın daha fazla yol gittiği biliniyor.
Sonuç olarak, elektrikli otomobil yeni bir icat değildir zamanından önce çıkmış bir teknolojidir denebilir. Şimdi roller değişiyor.
İki enerji türü rakip mi, sanmıyorum. Benim düşüncem birbirinin tamamlayıcısı.
Elektrikli araçlar petrole talebi yavaşlatacak. Ürün dengelerini değiştirecek ve yeni iş modelini zorunlu kılacak. Petrol sektöründe stratejik bir kırılma yaşansa da kullanım alanının çeşitliliği nedeniyle önemi ortadan kalkmayacaktır.
Benzin ve motorin talebinde keskin düşüş yok ancak şehir içi binek araç segmentinde talep hızı azalıyor. Elektrik döneminde araçların istasyonları ne kadar sık ziyaret edeceğini bilmiyoruz ama azalacak. Dolum yapılacak yer konusunda çok alternatifler olacak. Bu nedenle enerji dışı gelirlere ağırlık verilmesi önemlidir. Sadece pompa ile yaşamak bir müddet sonra söz konusu olamaz.
(*) katalitik konvertör, partikül filtreleri, kurşunsuz benzin, benzenin azaltılması, aromatiklerin sınırlandırılması, kükürt azaltılması, adblue, bioyakıtlar, etanol harmanlaması, rafineri iyileştirilmeleri, buhar kazanım sistemleri