Bugün şehirlerimiz, ilçelerimiz büyüdükçe yeni akaryakıt istasyonları açılıyor.
İstasyonu olanlar ve yeni istasyon açmak isteyenler benzer düşüncelerle iş yerlerinin geleceğini hesaplamaya, nelerle karşılaşacaklarını öngörmeye çalışıyorlar.
Konumuz bunu biraz açmak.
Gelişmeler, sektöre damgasını vurmak üzere olan elektrifikasyonun büyüyen gölgesi altında oluyor.
Enerjide süreklilik ve sürdürülebilirlik; devletlerin olduğu gibi dünyadaki otomotiv devlerinin, yan sanayisinin, durumdan etkilenen sektörlerin yönetici, çalışan ve ailelerinin konusu oldu.
Ülkemizde binlerce akaryakıt bayisi, dağıtım sektöründeki onlarca yönetici ve çalışan dönüşümün getireceği geleceği şekillendirmeye çalışıyor.
Araçlara yakıt tedarik etmek için eskiden uygun bir arsa, bir alt yapı ve pompalar yetmekteydi. Kurallar gevşek, rekabet daha az, akaryakıt marjları o günün operasyon koşullarına uygun, market beklentisi düşük, iyi bir marka, istasyon açan iş sahibinin durumunu çözüyordu.
Bugün, yeni istasyon açan veya mevcut istasyonunun geleceğini masaya yatıran iş sahibinin düşüneceği çok şey var. Kararını birçok unsuru dikkate alarak vermesi gerekiyor.
Marjlar yapısal olarak düşük. Dağıtıcı da bayi de, kendine yetmeyen birim marjdan; sözleşmelerle, filo satışlarıyla, kredi kartı komisyonlarıyla, tüketicilere yapılan indirimlerle, vadeli satışlarla vazgeçmiş görünüyor.
Maliyetlerin yüksek olduğu ortamda, regülasyonların getirmiş olduğu işletme masrafları ve bayinin finansal giderleri (bazı durumlarda kira da ilave olur) gizli düşman oldular.
Market ve istasyonda ek hizmetler olmadan nakit akışı olmuyor.
Bugünün akaryakıt istasyonuna; geçmişteki arsa ve pompadan ziyade, çok daha fonksiyonlu mobilite ve perakende noktası olarak bakanlar ayakta kalabilecek. Eğer tüm bunlar tatmin edici bir hacim sağlıyorsa istasyon açma veya mevcut istasyonunuzu devam ettirme kararınız doğru olabilir. Sağlamıyorsa, ne yapmanız gerektiğini düşünme zamanıdır.
Kim için özellikle,
• Nasıl olsa yol üstündeyim diyenler.
• Sadece pompa hacmine bakan, market ve perakendesi zayıf olanlar.
• İlave servisi olmayanlar.
• Borçla idare edenler.
Geleceği düşünerek kritik eşiği tarif etmenize yardımcı olacak sorular şunlar olabilir.
Siz de kişisel veya ticari yapınızı düşünerek onlarca farklı ve gerçekçi sorular yaratabilirsiniz;
Avrupa ve Amerika’da durum farklı değil.
Ortak öncelik, mobilite ve yeterli bir perakende platformu yaratmak.
Odak; market, yiyecek, içecek, hız, sadakat ve nakit akışı yaratmaktır. Yani öncelik, müşterinin istasyonda durma süresini kâra dönüştüren eylemlerdir.
Elektrikli araç gelince yakıt işi biter diyen anlayışın Avrupa’yı daha fazla sardığını görüyoruz.
Alt yapılarını hazırlayıp müşterinin istasyonda geçireceği süreyi uzatmak gibi bir amaçları var.
En belirgin farkımız yapısal.
Biz yakıt satarak para kazanmalıyım diyoruz. Bu yaklaşım, dediğim yerlerde yıllar önce terkedildi. Ülkemizde, aile işletmeleri ve günlük refleksler geçerliyken, yurt dışında şirketin çalıştırdığı istasyon ağında veri, süreç, perakende zincirlerinin yer aldığı farklı işletme kültürü var.
Yeni istasyon açmayı düşünenler veya mevcut istasyonların geleceğini düşünenler ile başlamıştım yazıma. Şöyle bitireyim.
Doğru lokasyonda ve ölçekte istasyonculuk devam edecektir. Çünkü bu yerlerde kazanç, sadece her geçen gün azalacak yakıtı satmakla değil müşterinin durma süresini yönetmekle oluşacaktır.
Türkiye akaryakıt sektörü, batının yıllar önce geçtiği dönüşümü gecikmeli yaşıyor. Doco istasyon modelinin yaygınlaşmasının bir nedeni de bu. Bu modelin önünde engelin olmasını doğru bulmuyorum. Kimse kimsenin istasyonunu zorla elinden alamaz, ticari tercihleri serbest bırakmak iyi olur.
Türkiye’de, neredeyse yakıt işi, kâr işi değil denecektir.
Belki bir gün bunu demek doğru olacak. Bugün ise şirket ve bayiler, kendilerine yetmeyen marjdan vazgeçtikleri sürece o noktaya geliş hızlı olacak gibi görünüyor.
Ahmet Mert Yılmaz