Maliyet Kıskacındaki İstasyonlar: Nakit Akışı ve Kâr Marjı Çıkmazı
Türkiye’de 12.000’i aşkın istasyon, sadece birer satış noktası değil, devasa bir istihdam kapısı. Ancak artan personel maliyetleri, kredi kartlı satışların yarattığı nakit baskısı ve daralan kâr marjları, bayileri “Doğru iş kolunda mıyım?” sorusuna itiyor. Rafineri ve “upstream” güç kazanırken, dağıtım şirketlerinin bu baskıyı ne kadar göğüsleyebileceği belirsizliğini koruyor.
Dünyada kanıtlanmış petrol rezervlerinin yüzde 53’ünün bulunduğu belirtilen bölgede askeri hareketlerdeki belirsizlik sürerken, savaşın etkisini en çok petrol üzerinden hissettiğimiz günler içindeyiz.
Küresel enerji akışının, fiilen baskı altında olduğunu izliyoruz. Bazı bölgelerde -daha önceki krizlerde olduğu gibi- kargoların yön değiştirmesi değil, fiili tıkanma içinde olduğu belirtiliyor.
Saldırılar, enerji alt ve üst yapılarını hedef aldıkça fiyatların sert bir şekilde değişmesi gündemimizi olumsuz etkiliyor.
Her ülke, sert etkilerin azalması için tedbir almaya devam ederken, bunların arasında en çarpıcı olanlarının; stratejik petrol rezervlerinin piyasaya sürülmesi, arz güvenliği için tedarik çeşitlendirmesi, fiyat müdahalesi, vergi indirimleri gibi önlemler olduğunu görüyoruz. Amaç, sektörleri korumak; para ve finansal istikrar önlemleri almaktır. Rafineri ve ‘’upstream’’in güç kazandığı dönemde dağıtım şirketleri marj baskısı yaşar.
Makro ekonomik göstergelere negatif tesir eden sonuçlar, maalesef biz akaryakıt sektöründe olanların mevcut ‘’çırpınmalarına’’ yenilerini davet ediyor.
Zaten çırpınıyor ve yerel/küresel gelişmeler çerçevesinde kendi sorunlarımıza çare arıyorduk; ama şimdi daha ciddi sorunlarla, sonu ne zaman geleceği belli olmayan bir savaşla yatıp kalkıyoruz. Sonuçları iş hayatını ve çokça akaryakıt sektörünün dağıtım kanalını etkiliyor.
Biz, dağıtım sektöründe olanlar için üç unsur çok önemlidir.
Maliyetler, nakit akışı ve ürün tedariği.
Bunları tek tek açmam ve önemlerini bir kez daha ayrıntılarıyla belirtmem bu platformun okuyucu kitlesine haksızlık olur, zaten gayet iyi bilinmektedir.
Ama sonuçları ile yüzleşmeye hazır olup olmadığımızı gerçekten bilmiyorum.
Hazır mıyız?
Türkiye akaryakıt sektörü istasyonlarda ‘’self servis’’ ile tanışma denemeleri yapmasına rağmen bu seçeneğin genel uygulamaya dönmesine izin vermedi.
İstihdamın önemli bir parçası olan akaryakıt istasyon sektörü 12.000’i aşkın istasyon sayısı ile önemli bir çalışma sahası, bireyler, aileleri ile çok önemli bir geçim yeri.
Batıda niye self servis var, onlarda bu sorun yok mu veya seneler önce self servis kararını verirken nasıl bir strateji izlediler; bu başka bir yazı konusu.
Ancak biz mevcut durumu dikkate alarak analizimizi yapalım.
İstasyonlarda maliyet artışının önemli bir bölümü varlıklarıyla gurur duyduğumuz personeldir. İstasyonları sevk ve idaresinde insan kaynağı maliyet kalemlerinin arasında yarının üstündedir. Daha birçok girdi vardır istasyon sektöründe. Maliyetlerin, makroekonomik dengelerin değişmesiyle artması büyük sorun teşkil eder.
İstasyon dağıtım sektörünün geçmişten gelen kâr sorunu; hem sermaye artışı hem de nakit dengesini fena bozmaktadır. Kredi kartlı satışların artmasıyla nakit üretmeyen iş kolu bayilere, -istasyonu eğer şirket çalıştırıyorsa- dağıtım şirketine yük olmaktadır.
Özellikle yakıt satışı düşük, akaryakıt dışı gelirleri az olan istasyonların ‘’acaba ben doğru iş kolunda mıyım?’’ sorusunu sorması gerekir.
Şurası bence açıktır ki; Dağıtım sektörünün konsolide olmaya devam etmesi ve piyasada dikey bütünleşmiş şirketlerin ön plana çıkması kaçınılmazdır.
Dağıtım sektöründe yeterli olmayan kâr marjına ancak onların tahammül edebileceği ve yine onların, rafineri/ ‘’upstream’’ hüviyetlerinin, istasyon zincirleriyle beraber bir avantaj sağlayacağını öngörmek yanlış olmaz.
Sektörün, değişken ortamları ‘’absorbe’’ edecek yapılara ihtiyaç duyduğu açıktır. Örneğin petrol fiyatı düşer upstream zarar eder rafineri kazanır ya da tam tersi olur.
Entegre bir petrol şirketi, ham petrolünü işler, dağıtımını yapar. Avantajlı tedarik olanakları vardır. Entegre şirketin, sahip olduğu zincirin her halkasında farklı maliyet ve kazanç hüviyetleri ortaya çıkar, içine girilen ortama göre yönetilmesi gerekir.
Fakat bu modelin de tek başına yeterli olmayacağı açıktır çünkü fosil yakıt pazarı daralmaya başlamıştır. Elektrifikasyon tüm hızıyla gelmeye devam etmektedir. Bu nedenle dağıtım sektöründe geleceğin modeli; enerji şirketine dönüşmekten geçiyor. Örneklerini batıda görüyoruz.
Bu konuyu dağıtım şirketlerinin ve bayilerinin değerlendirmesinin önemli sonuçları vardır.
Ahmet Mert Yılmaz