Akaryakıt Dağıtım sektörü, uzun zamandır gündemini işgal eden büyük ama küçük harflerle konuşulan kâr marjı sorununu geride bırakıp gerçek gündemi olan geleceğe bakması ve enerji sektöründe öngörülen dönüşüme hazırlanması gerekiyor. Elektrifikasyon ve diğer alternatif enerji çeşitleri ile, geleceğin otomotiv dünyasına hizmet vermesi öngörülen bugünün dağıtım şirketleri ile yollardaki şehir içi ve kırsal yörelerdeki istasyonlardan söz ediyorum.
Akaryakıt fiyatlarının 1990’lı yıllarda değiştirilmesi çok büyük bir sorundu. Tam anlamıyla travmatik sonuçlar doğuran keyfi bir düzenleme ile yürürdü. Rasyonel kararlardan ziyade, o günün sorumlu makamları politik kararlar ile zamanlı zamansız fiyat değiştirirler, sektör zorlanırdı. Yüksek enflasyon ve sürekli yapılan devalüasyonlar nedeniyle marjları yıpranan dağıtım şirketleri, soluğu Ankara’da alırlar ve Enerji Bakanlığı ile Petrol İşleri Dairesine değişim için adeta yalvarırlar, ortak bir noktada buluşmak için çaba gösterirlerdi.
Buna akıllıca dur denildi. Petrol Piyasası Kanunu çıkarken, elbirliği ile fiyat oluşum maddesinde mutabık kalındı ve sorun bitti. Otomatik olarak bazı parametrelere bağlanan formül, neticede şeffaf ve uygulanabilir bir mekanizma getirdi. Değişim öncesi bir tolerans marjı da bırakıldı, parametreler kalıcı olunca yeni akaryakıt fiyatları açıklanmaya başlandı, uygulama devam ediyor.
Tavan rahatladı ama taban için aynı şeyi söylemek zor. Soruna çare arayan, reçete isteyenler artık bir sistemde mutabık olmalılar. Benim gördüğüm kadarıyla sektör, taban marj endeksi sisteminde buluşmalı ve dağıtım zincirinin minimum sürdürülebilir kârlılığını koruyacak şekilde, maliyetlere bağlı çalışan otomatik bir güncelleme mekanizmasına kavuşmalıdır. Zamanlama açısından da önemli; çünkü enerji dünyası ve otomotiv sektörü değişiyor. İstasyon çalıştıranların gündeminde uzun vadede kâr edebilirliklerini görmek ve buna bağlı olarak gelecekleri hakkında karar vermek var.
Tavan fiyat baskısı ve rekabet nedeniyle sıkıntı hisseden dağıtım sektörü istikrar aramaktadır. Maliyetlerin fiyatlar üstünde baskısı (ki bunda işçilik, kira, elektrik, su, gaz, finansman, kredi kartı, kur değişimleri gibi unsurlar var) hızla olumsuz tesirlerini gösteriyor. Hem dağıtıcı hem de bayiler için parametrelerin şeffaf ve izlenebilir olduğu bir formülün uygulanması yıllardır sorun olan bu durumu değiştirebilir. Petrol Piyasası Kanunu çıkarken gösterilen kararlılık tekrarlanırsa iyi olur. Sektör oyuncuları önlerini daha rahat görüp değişen enerji dünyasının yeni koşullarına odaklanabilirler. Mesleklerini ancak böyle sürdürebilir veya sürdürmemeye karar verebilirler.
Gözümüz daha önemli bir konuda; otomotiv dünyasındaki gelişmelerde ve dünya liderlerinin karbon emisyonları ile ilgili alacağı kararlarda olmalı. Küresel karar vericiler, konuya jeopolitik, ekonomi politikası ve iklim stratejileri gözlüğünden bakıyor. Oyunun kuralları, iklim politikası ve karbon azaltım hedefleri ile belirlenmektedir. İçten yanmalı motorların yasaklanması, karbonun fiyatlandırılması ve emisyon standartlarının değiştirilmesi bizim sektörümüzün geleceğini şekillendirecektir.
Türkiye’de Karbon El İzi (carbon handprint) ödülleri verilmeye başlanmıştır. Karbon El İzi bir şirketin iklim açısından sağladığı olumlu etkiyi ifade eder. Bu bir kişi de olabilir ürün de. Söylemek istediğim şu; Dünyada olduğu gibi ülkemizde de karbon emisyonu azaltma çabası hızlanmıştır. İleride baskı daha da artacak. Ne kadar karbondioksit saldın, ne kadar azaltılmasına yardımcı oldun! Akaryakıt sektörünün değişmeyeceğini düşünmek olası değildir. Bu açıdan bakıldığında akaryakıt sektörü artık sadece ekonomik değil politik bir sektördür.
Dünya liderleri dedim; özellikle, güçlü ve kararlara yön verenlerin imzaladıkları yasalar, teşvikler, çatışma kararları, otomotiv dünyasının ve daha geniş tabir ile enerji sektörünün geleceği belirleyecektir. Akaryakıt sektörü doğal olarak etkilenecek. Büyüklerimiz sektöre ilk girdiğimizde bize sordular; ‘’Bir istasyon nerede açılır?’’ Gençler olarak birbirimize baktık ve çok akıllı görüneceğimiz karmaşık cevaplar aradık beynimizde. Yönetici güldü cevaplarımıza. Uğraşmayın dedi, ben yanıtlayayım. ‘’Önünden araç geçen her yerde.’’
Dağıtım şirketleri ve bayiler şimdi o geçecek araçların değişimini, niteliğini çok yakından izlemeli ve kararlarını vermeli istasyon ağları için. İçten yanmalı motorların pazar payı adım adım azaldıkça akaryakıt talebinin geleceği etkileniyor. Bugün, otomotiv dünyasında yaşananlar basit bir model güncellemesinden çok ötede. Elektrikli araçlar, hibrit olanlar, hidrojen yakıt hücrelilerin sayısı artıyor. Yakıt satış hacimleri azaldıkça kârlılık baskısı daha da artar. Bizim klasik bayilik modeli sürdürebilirlik sorunu yaşar. Lütfen araç bayilerini ziyaret edin, teklif edilen yeni araçların nasıl değiştiğini göreceksiniz.
Bugünün çözülmez gibi görünen aslında isteyince giderilebilecek sorunlar aşılıp, geleceğe odaklanılmalı ve otomotiv dünyasındaki dönüşüm kararlılığı çok yakından takip edilmelidir. Sektörün bir oyuncusu olarak kalmanın yolu budur. İş daha da farklı şekillenmektedir. Otohaber dergisinin teknoloji köşesinde şunlar yazıyor: Araç firmaları, geleceğin mobilitesinde yalnız elektrikli tahrik ve otonom sürüş planlamıyor; çalışmalarda, daha fazla sürdürülebilirlik, biyobazlı ve fosil içermeyen malzeme alternatifleri ile dekarbonizasyon da yer alıyor. Onların meselesi, üretim sürecinden başlayıp daha sonraki geri dönüşüm aşamasını da kapsayacak şekilde genel bir karbondioksit minimizasyonu. Kurallarla şekillenecek ölçek ekonomisiyle uygulamanın çoğalacağını ifade ediyorlar.
Akaryakıt sektörü bu değişimleri takip etmezse geride kalır, doğru okur ve uyum sağlarsa enerji sektörünün oyuncularından olmaya devam eder. Özetle, akaryakıt dağıtım sektörü şu iki hususu çok önemsemeli: İlki talep dönüşümüdür. İkincisi ise marj baskısı ve sözünü ettiğimiz regülasyon değişimi.
Ahmet Mert Yılmaz