Bir işletme hangi sektörde olursa olsun insan kaybı, mal kaybı, kötü yaralanmalar, kalıcı sağlık hasarları istemiyorsa SEÇ-G (Sağlık, Emniyet, Çevre ve Güvenlik) konusunda çok ama çok hassasiyet göstermelidir. Başarısız SEÇ-G performansı bir işletme için çok büyük bir para kaybı demektir. SEÇ-G bir işletmenin şirket veya bayi en önemli performans göstergesidir. Çünkü kazanç ve sürdürülebilir bir işletme ‘’onsuz’’ mümkün değildir.
Bu yazının son paragrafını özellikle okumanızı öneririm.
Başımıza gelen kötü bir kazada (inşallah olmaz!) performans göstergelerinin hiçbir kıymeti kalmaz. Kazalardan sonra başımıza gelebilecek insan kaybı, iş kaybı, tazminatlar, mahkemelerde hakkımızda verilecek istenmeyen kararlar hayatımızı alt üst edecek nitelikte olur. Tek bir kaza yılların kazancını ve itibarını silebilir.
Önemli işletmeler yaptıkları sunumlarda, şirketlerinin SEÇ-G performanslarını göstererek başlarlar. Bu, o işletmeninin ciddiyetini ve insan hayatına verdiği önemi gösterir. Elbette önemli olan, orada doğru bilgilerin yazıp yazmadığıdır. Çünkü yöneticiler genellikle ticari performanslarının SEÇ-G’de olanlarla gölgelenmesini istemez.
SEÇ-G bir kurumda ne denli şeffaf uygulanırsa çalışanlar ve çevresinde ki tüm ilgili insan ve işletmeler kötü sonuçlardan o kadar uzak olur. SEÇ-G de şeffaflık belirleyicidir.
Büyük kazalar, daha önce yaşadığımız ucuz atlatılan kazalardan sonra gelir. Belli sayıda küçük kazalar büyük kazanın davetçisidirler o nedenle ‘’ucuz atlattığınız’’ durumları paylaşmanızı öneririm.
Yöneticiler eğer; her ucuz atlatılan veya normal kaza bildirimi yapanı suçlamak, ardından kusurlu aramak gibi bir ortam yaratırlarsa çalışanlar konuşmaktan kaçınır. Sorunların az bildirilmesi sorunların az olduğu anlamına gelmez.
Bir şirkette, bir kurumda, bir istasyonda, yöneticinin görevi; çalışanların gördüklerini rahatça aktaracakları, aktardıklarının karşılığında iyileşme yaşayacakları bir ortam oluşturmaktır.
Şirket organizasyonlarında SEÇ-G’nin pozisyonu çok kuvvetli ve adeta ‘’dokunulmaz’’ olmalıdır. Bunun anlamını; o bölümde çalışanların ya da seç-g performansından kim kendini sorumlu hissediyorsa, en önemli toplantılarda bile rahat konuşmaları ve yöneticilerinin dikkatini çekebilmeleri olarak tanımlayabiliriz.
Sadece yaşanan tek bir olaya bakarak o şirkette SEÇ-G’ye verilen önemi anlayabilirsiniz:
Bir SEÇ-G yöneticisinin etkinliği, tehlikeyi tespit etmesinin ardından ne yaptığı ile anlaşılır. Tek bir yöneticinin omuzlarına yüklenebilen bir sorumluluk değildir SEÇ-G. Çalışanların tümüne verilmesi gereken bir anlayış ve davranış kültürü olması gerekir.
Bir örnek anlatmak isterim;
Bir bayi tankerimiz kaza yaptı ve mütevazı araçlarının içinde bir aileden maalesef geride kalan olmadı. Kayıplar geri gelmedi elbette, çok büyük acılar yaşandı.
Bayinin tüm işleri durdu, uzun bir süre artık performans diye bir öncelik kalmadı. Gözaltından sonra mahkemelerde dolaşmaya başladı. Acılı, geride kalan ailenin diğer üyelerinin şikâyetlerini durdurmaya çalıştı, elbette kaçınılmaz olarak maddi manevi tazminat konuşulmaya başlandı. Sürücünün başı iyice derde girdi, vicdan azabının yanı sıra tutuklandı hapse girdi.
Bayinin çalıştığı dağıtım şirketi yetkilisi ifadeye çağrıldı, suçlandı ve yeterli tedbir, eğitim gibi hususlarda aldığı veya almadığı önlemler için açıklamalar yapması istendi. Şirket, suçlanmamak için elinden geleni yapmaya başladı. Keza sürücü kazaya neden olmadığını anlatmaya çalıştı ama maalesef hayatın akışı durmuştu, normale dönmesi de aylar aldı. Bayi ondan sonra ne kazandığı paradan zevk aldı ne de sürücü eskisi gibi oldu. Hepsi zamanında uyarıları dikkate almadıkları için çok pişman oldular. Cezalar yağdı.
Demek ki, SEÇ-G olmadan para kazanmak, mutlu olmak sadece tesadüflere kalmıştır.
Yönetimlerin SEÇ-G ye verdikleri önem, kâğıttaki notlardan, bilgisayar ekranındaki cümlelerden anlaşılmaz.
Bir bulguyu ne kadar zamanda sağlıklı kapattığınız sizin işletmede SEÇ-G ye verdiğini önemdir. Bayi ve çalıştığı şirket bu konularda özellikle sözleşmede prensip anlaşmasına varmadıysa her seferinde tartışma büyür: ‘’Sen yaptır, hayır sen yaptır.’’ Sözleşmeler beş yıl ve daha az müddetle yapılıyor, çoğunlukla demirbaş malzemeler bayilere ait, onlar kullanıyor. Sözleşmelerde marjlar oransal olarak bayilere dönüktür.
Bir işletme müşterilerine sağlıklı bir ortam sunmak zorundadır. Bu açıdan konu bence çok nettir, işletme sahibi konunun asıl sahibidir. Bunun ‘’aması’’ var şirketler için söylemek istediğim, orada markaları var.
Yabancı şirketimiz, üst üste başımıza gelen kazalardan sonra almamız gereken aksiyonlara (adeta zorlarcasına, her türlü finansal ve satış performansından uzak, kaygı duymamıza yer olmadığını söyleyerek) önem vermemizi istedi. Çoğu dost, profesyonel çalışanlar, bizim işten anlamadığımızı, hayatta sadece SEÇ-G olmadığını söyleyerek şirketin önceliklerini karıştırdığımızı söyledi. Aldırmadık!
‘’Intervention’’ denilen bu ‘’müdahale’’ döneminden sonra, ‘’alışılagelen’’ iş performansına döndük elbette ama o dönemin kapsamlı aksiyonlarının, sektörün akaryakıt şirketlerine hatta sektör dışındaki işletmelere örnek olduğunu söyleyebilirim.
Şunu biliyorduk; ‘’Pazar payını satın alabilirsiniz, bütçe ayırırsınız olur ama insan hayatını geri getiremezsiniz.’’
Şimdi yazının başında belirttiğim, okumanızı önerdiğim son bölüme geldim.
Savcı Bey, bir gün bana şunu sordu, ölümlü çok kötü bir kaza olmuştu istasyonumuzda. Masasının karşısındaydım avukatımızla;
‘’Bakım ekibiniz ve saha görevliniz istasyondaki kazaya neden olan bulgunun farkındaydı. Bakım kayıtlarından bunu görüyoruz hatta bayinizin ve saha görevlinizin de imzası var, bayinize durumu düzeltmesi için yaptığınız tebligat burada! Durumu şirket olarak bildiğinize göre neden bunu gidermediniz?’’
Şirket bayi sistemini anlatmaya başladığımda savcı şunu söyledi, deyim doğruysa kestirdi attı:
‘’Tutun ki bayiniz yapmalıydı ve yapmadı, siz şirket olarak o zaafı biliyor ve gidermiyorsanız neden istasyona ürün ikmaline devam ettiniz, o istasyonu neden çalışır durumda kalması için desteklemeye devam ettiniz? Bu kadar mı önemli satış, para? Siz böyle mi bakıyorsunuz insan hayatına!’’
Son sözü şu oldu:
‘’Siz de bayiniz kadar suçlusunuz, şirket olarak.’’
Sanıyorum başka bir şey yazmama gerek yok bu cümleden sonra.
Ahmet Mert Yılmaz