Geleceğe dönük endişe hisseden akaryakıt dağıtım sektörü, yaşadığı günlerin sorunlarını kabullenmiş görünüyor.
Koyduğu sermayenin ve göğüslediği riskin karşılığını alamayan dağıtım sektörü, çalışanlarının tüm çabasına rağmen mutlu değil.
Halbuki;
Neden bu mutsuzluk peki?
Aynı soruyu yapay zekâmıza sordum, şöyle diyor;
‘’Kârlılık baskısı, belirsizlik ve dönüşüm stresi.’’
‘’Yüksek ciro, Düşük marj,’’ en kısa tanımıdır dağıtım sektörünün. Büyük veya dışa açılım yapmak isteyen şirketlerde tutulan UFRS (Uluslararası Finansal Raporlama Standardı), sırasıyla vergi öncesi; akaryakıt ve akaryakıt dışı gelirler, masraflar, amortisman, banka ve her türlü finansal giderlere yer verir.
Bayiler UFRS tutmuyor ama sonuçta, mali portreyi görmek için tuttukları normal bilançonun temeli aynı.
Bilançoda, iki yerde hassasiyet var.
Birincisi; marj paylaşımı, indirimlerden sonra kalan ‘’net kâr.’’
Durumumuzun en can alıcı noktası budur.
İkincisi; dış kaynak kullanılıyorsa, şirketin/bayinin finansal gideri,
İlave olarak;
EVA (Economic Value Added) hesabının yapılması önemli bir kavram.
EVA; öz sermaye kullanıyorsanız yaptığınız işin, sizin lehinize değer yaratıp yaratmadığı sorusunu yanıtlar.
Basit olarak, Pozitif EVA, cebinizden işinize koyduğunuz öz sermayenin, farklı işletim alanlarına göre daha kazançlı olması demektir. Sermaye maliyetini aşan bir gelir elde etmektesiniz. Negatif EVA da ise durum tam aksi. O zaman endişelerinizde haklı olursunuz.
Aksiyon almanızı önermek yanlış olmaz.
Akaryakıt sektörü bir zamanlar bugünden daha mutsuz günler geçirdi.
1998 ve 1999 seneleri siyasi krizlerle geçti, feci bir deprem oldu, canlar yitirildi.
Depremin olduğu bölge, ülke sanayisinin merkeziydi. Bizim sektör bitik vaziyetteydi.
Ülkemizde şu anda aramızda olan dünya devi bir şirket, belirsizliği kaldıramamış, ülkemizi terk etmek üzere koca genel müdürlüğünü bir istasyonun ikinci katına taşımıştı.
Serbest ve kurallı piyasa ortadan kalkmıştı, önerilen OFM (Otomatik Fiyat Mekanizması) bir türlü çıkarılamamıştı. Fiyatlar sistemsiz değişiyor, yüksek enflasyon, art arda yapılan devalüasyonlar düşük marjlar ve disiplin sorunları bizi canımızdan bezdiriyordu.
Kalıcı olmadı, dağıtım sektörü başarıyla çıktı o günlerden.
OFM geldi, birkaç yıl içinde EPDK ve Petrol Piyasası Kanunu ile tanıştık.
En önemli sıkıntılar aşıldı ve liberal ortamın getirdiği kâr marjları sektöre nefes aldırdı.
Sonra ne olduysa oldu; sektör daralan kaynaklar ile yine mutsuz günler yaşamaya başladı.
Gerçek şu; Kazancınızdan, varınızı yoğunuzu verirseniz elinizde net kâr kalmaz veya çok az kalır, giderlerinizi karşılamakta zorlanırsınız.
EPDK yaşanan sorunu bildiği için mevzuata bir öneri koydu. Kurum, dağıtım şirketlerine, entegre dağıtım marjının, en az yüzde elli beşi bayide kalmak üzere çalışabilir ve piyasada faaliyet yapabilirsiniz öngörüsünde bulundu.
Bunu önemsediğim için birkaç kezdir tekrarlıyorum yazılarımda. EPDK bunu boşu boşuna yapmadı. 1980 yıllarından itibaren sektörümüz böyle çalışıyordu, aynı ilişki dinamiğini bayilerin endişelerini dikkate alarak haklı olarak mevzuata yansıttı.
Petrolün bulunuşu, çıkarılması, rafinajı, taşınması sanki çok önemsiz birer faaliyet, ürünler çok değersiz bir ortamdan istasyonlara geliyormuş gibi, akaryakıtı olduğundan daha ucuzlatma davranışı doğru sonuç vermiyor.
Piyasaya dönük gözlemlerime gelince;
Şirketler ve distribütörleri, yüksek filo indirimleri ile müşteri kazanmak istiyor,
Tüm bunlar kurumun ‘’temel olarak’’ önerdiği 55-45 paylaşımda yapılıyor ve para kazanılıyorsa mesele yok, tüketiciye yardımcı olmak çok değerli. Ancak böyle bir kaynağınız yoksa verdiğiniz her indirimin bedeli, yazımın başında belirttiğim gibi bilançonuzda ortaya çıkıyor.
Burada bir parantezi kredi kartı komisyonları için açmamız lazım. Sektörel bir çözüm gerekiyor. Aslında bu çözüm, 1990 yılında getirilmişti, bizzat görüşmelerde ben de yer almıştım. Akaryakıt ürünleri için kredi kartları merkezi tarafından sektörümüze izin verilmişti. Kredi kartı ile ürün alan tüketiciler bir fark/komisyon ödüyorlardı. Bayiler, evet bazı bayiler yanlış okumadınız; iki seneye kalmadı, bunu bir ‘’promosyon’’ aracı yapıp afişler astılar istasyonlarına. Sonunda herkes yaptı. Yurt dışında çalıştığım günlerde, o günkü havalimanından şehre inerken ilk gördüğüm istasyonda, koca pankart üzerinde ‘’Kredi kartı ile ürün alırsanız komisyon sıfır’’ yazıyordu. Henüz iki sene geçmişti istasyonlarda kredi kartı kabul etmeye başlamıştık. Yani, kendimize zarar veren bir iş yaptık.
Geçen hafta bindiğim takside kredi kartı ile ödeme yapılıyordu. Yolculuk bittiğinde fiyatın üzerinde komisyon vardı. Sürücü bu bedeli araca POS cihazı koyan ödeme firmasının, ‘’hizmet bedeli’’ olarak aldığını belirtti. Akaryakıt sektöründe çözüm ararken araştırılmasında fayda var.
İş yükü bir yana, sinir bozucu hale gelen zam ya da indirimlerin minimum sayıya indirilmesinde yarar var. Bu konu, süre önce, Akaryakıt Dağıtım Şirketlerinin kuruluşu olan, Pet-Der’in gündemine girdi. Bu konunun üzerinde durulacak, kurumlara tarafından uygun görülecek, sonuç alınacak mı bilmiyorum. Umarım üzerinde çalışılır.
Çalışmada;
Amerikan Doları/Türk Lirası paritesi her iş günü için biliniyor ve aynı şekilde Platts’ın fiyatları, her iş günü bir önceki günün kotasyonlarından yayımladığı belirtiliyor.
Önerilen çözüm;
Bu iki değer baz alınarak, hem rafineri fiyatları hem de tavsiye edilen azami pompa fiyatlarının, hergün güncellenmesidir. Bu sayede fiyat değişimleri artı veya eksi olarak daha düşük miktarlarda olur.
Medyanın ilgisi, istasyonlara karşı oluşan haksız kamuoyu algısı azalır. Zam öncesi istasyonlarda izdiham, kuyruklar, taşımacılıkta yaşanan kaos ortadan kalkar. Tesisler normal çalışır, uzun mesailer biter.
Belki bu sayede; karayollarındaki tanker sayısı azalır bayiler stok telaşına düşüp aşırı nakliye yapmaktan vazgeçerler.
Bugün akaryakıt fiyatları şöyle değişiyor;
Uluslararası Platt’s CIF Med ortalama kotasyon ile TCMB kuru çarpımının 5 günlük hareketli ortalaması kullanılarak tespit ediliyor. Bu ortalama ile rafinericilerin açıklamış olduğu güncel rafineri satış fiyatı arasındaki farkın %3’ü geçmesi halinde rafineri ve pompa fiyatları güncelleniyor. Bu durumda, zam veya indirimin gerçekleşme sıklığı azalmakta ancak zam veya indirim tutarı fazlasıyla yükselmektedir.
Ahmet Mert Yılmaz