Yurt dışında dağıtım sektörünün istasyonlarına baktığımızda, tamamına yakınının şirket malı olduğunu, şirket tarafından çalıştırıldığını görürüz. Şirket malı olup, bayi tarafından çalıştırılan veya bayi mülkü olup bayilerin çalıştırdığı istasyonlar da vardır.
Henüz biz, beş yıllık bayi sözleşmeleri yapmıyorken, batıda, örneğin İngiltere’de, bayi istasyonları ile dağıtım şirketleri ancak beş yıl sözleşme yapmak zorundaydılar.
Aynı rekabet hukuku gereği, 2005 yılında biz de bu sistemi uygulamaya başladık.
2010 yılına kadar izin verilen geçiş döneminin sonrasında beş yıllık anlaşmalar, zorunlu olarak tapuda yapılan işlemlere yansıdı. Uzun dönemli tesis edilen intifa ve kiralar kaldırıldı, beş yıla uyarlandı. Bir yabancı dağıtım şirketi, bu uygulama öncesinde satın aldığı Türk şirketinin koymuş olduğu intifa ve kiraları beş yıla uyarlamak zorunda kalmış, tepki göstermiş, uluslararası boyutta hukuki gelişmeler ardından gelmişti.
Türkiye’de akaryakıt dağıtım sektörü yıllar önce şirket malı istasyonlar açılarak başladı.
Büyük şehirlerin ardından, yörelerinin en etkili ticaret yapan insanlarına istasyonlar açıldı. Şirketler yer seçiminde önayak oldu. Çok seçici bir faaliyetti. İstasyonların vidalarına kadar şirketler temin etti, başlıca üç şirket yaptı bunu; Mobil, Shell ve BP.
1970’lerin sonuna doğru, ekonominin kötüleşmesi ve döviz krizi yaşanmasıyla şirket malı istasyonlar, ya çalıştırılmak üzere bayilere devredildi ya da girişimci insanlara satıldı. Şirketin mülk sahibi olduğu bir sektör yapısı benimsenmişti, ekonomik gerçekler ve yaşadığımız krizler buna izin vermedi.
Bu kadar geniş, bayinin sahip olduğu istasyon ağı dünyada yok.
Bunu iyi bir örnek olduğu için söylüyorum.
Yurt dışındaki şirketler, çok büyük ve değerli taşınmazların üzerinde istasyonları olduğunu belirtir bunun da büyük miktar ‘’capital’’ (sermaye) taşımak olduğunu söylerler; bazen de bize gıpta ederler, sizin bizim gibi taşımak zorunda olduğunuz mülk yok diyerek.
İki sistemin de yararı ve yararlı olmayan yanları var, bugün nasılsa öyle devam etmeli.
Mülk sahibi bayiler, ekonomik veya başka gerekçelerle istasyon çalıştırmak istemiyorlarsa onun da çaresi DOCO olarak benimseniyor zaten bu ülkede.
Türkiye’de iyi bir bayi ağınız yoksa dağıtım alanında varlık göstermek mümkün değildir. İstasyon ağınızda sorun yaşayan bir bayiniz olursa o, zincirin en zayıf halkasıdır. Müşteri memnuniyetinin kalmayacağı, markanın zarar göreceği bir iş yeri anlamına gelir.
Sorunlu ilişkinin temelinde, şirket bayi arasındaki çözülmemiş kâr marjı paylaşımı ve istasyona yapılacak fiziki yatırım yatar. Beş yıllık anlaşmalarda, şirketten eskiden olduğu gibi kalıcı yatırım yapması beklenmez. Genellikle bayiler bunu kendi kaynakları veya maddi destekle yaparlar.
Düzenleyici Kurum, entegre marjın bölüşümü için yol gösteren bir mevzuat çıkarmıştır. En az yüzde elli beş kâr oranı bayilerin olacaktır.
Daha fazlası için dağıtım şirketinden destek olabilir ancak bu oran arttıkça dağıtım şirketinin zor durumda kalmaya başlaması kaçınılmazdır; nitekim sorun burada yatmaktadır. Serbest piyasada sınırsız rekabet adına tavanı belli, tabanı belli olmayan fiyatlamalara gidildikçe şirketler sorunlarını koca bir istasyon ağına yaymaktadır.
Bu mantıkla, şirketler; filolara, bayiler; tarıma, nakliyecilere, toplu satışlara, toptan işi yapan bayiler; son kullanıcılara açıldıkça yani kendi faaliyetlerine yetmeyen teklifler sundukça sorun sektörel bir yumağa dönüşmektedir.
Düzenleyici Kurum şimdiye kadar, fiyat artışlarının, akaryakıt sektöründeki şirketler tarafından körüklenmemesi için tedbir aldığını ve almaktan çekinmeyeceğini göstermiştir. Ülke çapında üç kez pompa fiyatına müdahale olmuştur. Hepsinde üç ay boyunca pompa fiyatlarına üst tavan getirilmiştir. Etkisi büyük olmuştur. Pompa fiyatı istendiği gibi artırılamaz. Örneğin, Avusturya şirketi OMV’nin ayrılmasının nedenlerinden biridir bu.
Önemli bir soru; Dağıtım şirketleri ve bayilerden, EPDK’nın paylaşım için önerdiği, ‘’ama en az diyerek yol gösterdiği’’ marj paylaşımı çerçevesinde ticaret yapma alışkanlığı beklenebilir mi?
Bu, bir yandan tüketici beklentisini yönetmeye çalışan, bir yandan da pazar payı için rekabet eden şirket ve bayilerin kararlılığına bağlıdır.
Rekabet Hukuku çerçevesinde şirketler diledikleri kadar marjını bayilerine aktarabilir, bayiler de piyasaya verebilir. Sözleşme dönemi şirket ve bayinin önündeki senelere nasıl baktığını belirleyen bir zaman dilimine dönüşür.
Bilançolar çıktığında durum belli olur.
Kârsızlığın zincirleme yıkıcı sonuçlarından kaçınmak gerekir.
Bu durumda sırasıyla, nakit akışı bozulur, banka finansman riski artar, operasyon kalitesi düşer, personel sorunları başlar, nihayetinde istenmeyen günler gelir çatar.
Şirket ve bayiler kısaca dağıtım sektörü, çok ciddi giderler altında çalışmakta olduklarını hatırlıyor ve durumdan şikâyet ediyorlarsa üstelik faaliyetlerinde kâr sorunu varsa veya büyümekteyse, tedbir almaları kaçınılmazdır.
Ahmet Mert Yılmaz