Orta Doğu’da sular ısınırken, dünya basını ABD’nin bölgedeki en büyük kozu olan uçak gemilerinin “dokunulmazlık” efsanesinin çöküşünü tartışıyor. USS Abraham Lincoln uçak gemisinin Basra Körfezi’ndeki durumu, askeri istihbarat raporlarından dev haber ajanslarına kadar “Batı hakimiyetinin sonu” olarak yorumlanıyor.
İşte küresel medyanın gözünden, bölgedeki yeni gerçeklik:
Jane’s Defence gibi askeri strateji merkezleri, konuyu sadece bir geri çekilme olarak değil, bir “teknolojik devrim” olarak okuyor. Devrim Muhafızları’nın İHA’larda kullandığı Yapay Zekâ destekli sistemlerin, 13 milyar dolarlık bir kaleyi nasıl savunmasız bıraktığı tartışılıyor. Bu durum, modern savaşlarda devasa bütçelerin değil, akıllı algoritmaların galip geldiğinin kanıtı olarak sunuluyor.
CNN ve Reuters gibi devler, bu durumu “Vietnam Savaşı’ndan bu yana alınan en büyük darbe” olarak nitelendiriyor. Amerikan halkı ve Pentagon, 13 milyar dolarlık bir varlığın nasıl dakikalar içinde “yüzen bir hurda yığınına” (Sputnik tabiriyle) dönüştüğünün cevabını arıyor. Bu, sadece askeri bir yenilgi değil; Batı’nın caydırıcılık kalkanının parçalanması anlamına geliyor.
Petrolpiyasasi.com olarak süreci en yakından takip ettiğimiz nokta ise Hürmüz Boğazı ve Basra Körfezi’ndeki güç dengesi. AFP, Batı Asya’daki dengelerin kesin olarak İran lehine değiştiğini vurgularken; bu durumun petrol ve LNG sevkiyat rotalarında “mutlak İran kontrolü” anlamına gelebileceği uyarısını yapıyor. ABD müttefiklerinin “artık Amerika’nın desteğine güvenilemez” noktasına gelmesi, bölgedeki enerji anlaşmalarını ve arz güvenliğini de kökten sarsabilir.
The Telegraph’ın manşete taşıdığı “Batı’nın deniz hakimiyetinin çöküşü”, tarihe not düşülecek bir dönüm noktası olarak görülüyor. Eğer en büyük savaş gemisi bile kendisini koruyamıyorsa, Basra Körfezi artık ABD için bir “etki alanı” değil, bir “risk sahasıdır.”
Bu askeri gerilim, sadece füze ve İHA’ların savaşı değildir. Bu, Hürmüz Boğazı’nın anahtarının kimde olduğu kavgasıdır. Petrolpiyasasi.com analistlerine göre; uçak gemilerinin caydırıcılığını yitirdiği bir senaryoda, petrol fiyatlarındaki “jeopolitik risk primi” kalıcı hale gelebilir. Arz güvenliği artık savaş gemileriyle değil, teknolojik üstünlük ve diplomatik zekâ ile korunmak zorundadır.