Sektörümüzün gelecekte nasıl etkileneceğine dair sık sık öngörülere yer veriyoruz. Bunu yaparken, dünyadaki ve çok yakınımızdaki Avrupa’daki gelişmeleri izliyoruz.
Global gelişmelerin, dünyanın en önemli ekonomilerinden birine sahip olan ülkemizi etkilememesi mümkün değil.
Akaryakıt dağıtım sektörünün geleceğine göz atarken, dünyadaki çevresel yaklaşımlardan enerji dünyasının nasıl etkilenebileceğini öngörebiliriz.
Ülke liderlerinin bakış açıları önemli, hatta hayati bu konuda.
Dünyayı idare edenleri, çevreci olanlar veya olmayanlar şeklinde ikiye ayırmak doğru olmaz ama katı yaklaşımları da görmüyor değiliz.
Çevre politikalarına; ‘’ekonomi, güvenlik, enerji bağımsızlığı ve kamuoyu baskısı açısından farklı bakan liderler vardır,’’ dememiz daha doğru.
Liderler arasında çevre ve iklim politikalarına öncelik verenler var. Bu liderler, gelecekte bir tarih verip ülke veya ülkelere ‘’karbon nötr’’ olma hedefini koyuyor. Politikalarını, yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar, karbon vergileri ve petrol tüketimini minimize etmek üzerine kurgulamak istiyorlar.
Bazı ülkeler için petrol, gaz ve hatta kömür stratejik önemini koruyor. Bu liderler için fosil yakıtları çabuk terk etmek, ekonomik büyüme ve enerji güvenliği için tehlike.
Petrolün işlevinin henüz bitmediğini düşünüyorlar.
Doğal olarak, aynı konuya hibrit bir yaklaşımla eğilenler var. Petrol ve gaz üretimi devam ederken aynı zamanda yenilenebilir enerjiye yatırım yapılmasının doğru olduğunu düşünüyor ve buna göre politika izlenmesini öneriyorlar. Burada, ne kadar hızlı veya yavaş olunması gerektiği tartışma konusu.
İklim değişikliği ve emisyon azaltılmasıyla belirlenen çevresel önlemler, aslında yeni bir sanayi devrimi anlamına geliyor. Ekonomik güç; petrol, gaz, otomotiv motor teknolojisine bağlıyken şimdi batarya, elektrikli araç teknolojisi, kritik madenler ve yenilenebilir enerji ekipmanlarına dönük gelişiyor.
Gelişmiş ülkelerin bu konularda liderlik yarışında olduğu hepimizin malumu.
Global dünya böyleyken, asıl dönüp ülkemizin konumuna bakmamız gerekiyor. Geleceğin ayak sesleri, bugün faaliyette olan akaryakıt dağıtım sektörünü ve elbette daha geniş anlamda ülke sanayi ve ticaretini etkileyecek. Bizim konumuz akaryakıt dağıtım sektörü.
Biz, kanımca tam ortadayız. Yani, hem fosil yakıt kullanmaya eğilimli hem de dönüşüme hazırlanan grupta bir denge politikası izliyoruz. Enerji güvenliği önemli bizim için.
Dönüşüm için atılan önemli adımları izliyoruz. Bu adımlar, o kadar hızlı atılıyor ki elektrikli otomobil üretiminden, güneş ve rüzgâr yatırımlarına, batarya üretim projelerine uzanan bir yelpaze var.
Dünyada, ucu petrole dayanan anlaşmazlıklar yaşanıyor, savaşlar yapılıyor.
Enerji ihtiyacının giderilmesi -tepkisel olarak- sürdürülebilir alternatif kaynaklara doğru hızlanacaktır. Bağımsız enerji politikalarının izlenmesi için yolun bu olduğuna inanılıyor.
Özellikle gelişmiş ekonomilerin ve yanı başımızdaki Avrupa’lı liderlerin, çevre politikaları konusunda; radikal değişimci ya da hibrit diyeceğimiz politikalar uygulamalarını önemsememiz lazım. Ülkemizdeki değişim şüphesiz onlardan etkilenecektir; belki doğrudan değil ama dolaylı olarak politikalarının bizim sektörü etkilemesi kaçınılmazdır.
Çevreci politikaların yansıması sonucu ilk olarak yakıt standartları etkilenir.
Karbon yoğunluğunun azalması için daha fazla bioyakıtların karıştırılması, sentetik yakıtların geliştirilmesi beklenebilir. En mühim gelişme, elektrikli araç sayısının artması ile görülür. Yakıt tüketimi doğal olarak azalır. Alt yapının düzenlenmesi ile araç demografisi hızla değişir. Bu durumda rafineriler, dağıtım şirketleri, bayiler, istasyonlar değişen enerji gündeminin radarında olur.
Başta belirttiğim gibi, global arenada yönetimi üstlenen liderlerin çevreye ve sürdürülebilir enerjiye bakış açıları dikkatle takip edilmesi gereken bir olgudur.
Liderlerin tutumunu ve uluslararası anlaşmaların önemini her geçen gün daha çok hissedeceğiz.
Ahmet Mert Yılmaz