Self-Servis Neden Tutmadı? Akaryakıt Bayisinin “Kamu Hizmeti” Sınavı

Yayınlama: 11.04.2026
Düzenleme: 11.04.2026 19:21
A+
A-

EPDK müdahaleleri, artan personel giderleri ve savaşın gölgesinde bir sektör analizi.


Savaşın bambaşka bir gündeme taşıdığı akaryakıt dağıtım sektörünün güncel sorunlarına geçmeden önce, geçtiğimiz hafta yazdığım yazının ufak bir bölümüne yeniden değinmek istiyorum sonra bugüne tekrar döneriz.


İstasyonlarda ‘’Self Servis’’ uygulamasına dönük yazdığım satırlara açıklık getireceğim çünkü bu konuda geri bildirimler aldım.

Bir süre önce açıklamıştım; 90’lı yıllarda ülkemizde faaliyette olan uluslararası petrol şirketlerini ziyaret eden yabancı yöneticiler iki konu ile çok ilgilendiler.

İstasyonlardaki marketleri doğru dürüst kullanmayışımızı eleştiriyor, boş rafları gösteriyorlardı. Bir de; istasyonlarda neden self servis olmadığını veya denemediğimizi soruyorlardı.

O günlerde istasyon açma yarışına girmiş bizler tam farkına varmıyorduk; aslında her ikisi de kârlılık ile doğrudan ilgiliydi.


Bir bayimizin istasyonunda dayanamadık, ‘’örnek market’’ yaptık. Bugünün standartları ile çok düşük profilli bir market olmuştu. Bayi toplantımızda deneyimini anlatmasını rica ettiğimiz bayimizin uyguladığı markete ilgi olmadığını gördük. Adet yerini bulsun diye, modern raflarda kısıtlı sayıda ürün teşhir edilirken, ‘’ben bakkal mıyım da bunları sattırıyorsunuz bana, eşe dosta dağıtırım utanırım müşterilerime bunları satmaktan’’ diyenler oluyordu. Gelen yabancılar, boş metre kareleri gördükçe, ‘’akaryakıt satışlarının yerini marketler alacak hazırlık yapın’’ diye uyardıkça ‘’ortağımız’’ dediğimiz bayilerimizi ikna edemiyorduk.


2009 yılından itibaren EPDK’nın fiyat müdahalelerine maruz kalınca, sistematik bir şekilde beş yıllık sözleşmelerin de etkisiyle sektör marjları azalmaya başladı; işte o zaman istasyonda ilave kâr merkezlerinin ne kadar önemli olduğunu anladık ve konuyu içselleştirmeye başladık.

Bayilerin de akaryakıt satmak için rekabetleri artıyordu. Şirketlerden aldıkları marjı pazara akıttılar. Bu ayrı bir yazı konusudur ancak burada önemli olan şirketler de, geliri azalan bayiler de marketlerini modernleştirmeye, daha çağdaş görünümle beraber farklı ürün çeşitlerine yöneldiler.

Artık hiç bir bayi şirketine, bir zamanlar lüzumsuz gördüğü marketleri ‘’yapma’’ demiyor. Aksine şirketlerin bugünlerdeki güzel uygulamalarını teşvik ediyor.


Şirketler arasında rekabet bile başladı, kültür değişti.

Yabancıların sorduğu ikinci konu ise Self Servisti. Asıl gelmek istediğim konu bu!

Bir dağıtım şirketinde çalışmaya başlayan saha görevlileri, ilk eğitimlerinde pompa tabancasını tutar ve araca dolum yapar, öğrendiklerini bir daha da tekrarlamazlar.

İngiltere’de çalıştığım günlerde aracıma benzin almak üzere istasyona gittiğimde öylece kalakalmıştım pompa adasında. Self servisi deneyimim yoktu. Alıştım, kolaylığını gördüm, üstüm başım da hiç kirlenmedi.


Bugün istasyon masraflarının en az yarısı personel gideridir, eskiden yüzde otuzlardaydı.

Maliyetler aynı bugün olduğu gibi, 2010’lu yılların başından itibaren bize zor günler yaşatıyordu.    Baskı altındaydık. Çalıştığım yabancı dağıtım şirketi, istasyonlarda self servis konusunda teknik yeterlilik olup olmadığını sorgulamaya başladı. Bakmak zorunda kaldık; istasyonlarda kullanılacak ekipman açısından sorun yoktu. Elle plaka girilmesi de kamera sistemi ile çözülüyordu.

Şirket üst yönetiminin teşviki olmasına rağmen uygulamaya geçmedik, geçemedik, önermedik de.


O şirket sattı ve ülkeden ayrıldı bir süre sonra.

Çünkü uygulamanın; işgücü ve istihdam konusunu tetikleyecek bir boyutu vardı. Bir yabancı gözüyle,  kâr edemeyen, etmedikçe namluyu sürekli bize tutan bayiler, mali sorunlarını büyük ölçüde personel masrafını azaltarak çözebilirdi. Yurt dışında istasyonların self servis olmasının mantığı buydu zaten. 

İşgücü yapısını etkileyecek sosyal nedenler, ülkemizdeki istasyon ağında self servisin olmayışının en büyük nedenidir. Bazıları, ‘’halkımız servis almayı sever, istasyonlarda da pompa görevlileri bunu gayet güzel yapıyor,’’ diyebilirler ama sektörde dönüşmemenin nedeni bence bu değildir.


Düşünmek lazım; bir tarafta, kapanan, kâr edemeyen, istasyonlarını devretmek zorunda kalan bir dağıtım sektörü; diğer tarafta, adeta bir kamu hizmeti gören, istihdam yapan, istasyonlarda çalışanlar, aileler işsiz kalmasın diye sistemi değiştirmeyi aklına getirmeyen, vergi toplayan, bayramı seyranı olmayan senenin her günü açık olan bayiler ve istasyonları var.


‘’Akaryakıt dağıtım sektörü önemlidir ve bu nedenle kıymeti çokça hatırlanmalıdır.’’

Evet, bir süre önce yazdığım yazının sonu böyle bitiyordu.

Bünyesinde birçok ailenin geçim sorumluluğu olan sektör, yabancıların önerdiği self servise geçmedi. Bu nedenle kâr marjları nedeniyle düzenleyici kurum EPDK ve sektör yöneticileri ne zaman farklı görüşlere sahip olsalar bu konunun hatırlanmasında ve sektörün istihdam için yaptığı fedakârlığın göz önünde bulundurulmasını hatırlatmayı doğru bulurum.


İçinde bulunduğumuz bir diğer konu, bölgemizde gün be gün değişen şartlarıyla savaş konusu.

Akaryakıt sektörü için biraz kalıcı duruma gelen belirsizlik iş hayatını rahatsız ediyor. Piyasalar jeopolitik riski primli olarak fiyatlıyor. Artan fiyatlar arada bir düşse de pompa fiyatında kalıcı bir yükselme var. Arzda bir sıkıntı yaşanmaması iyi gelişme. Dikey bütünleşmiş petrol şirketleri marjlarını dengelese bile sadece dağıtım yapanlar fiyat baskısı ve sektör düzeni arasında sıkışıyor.

Dayanıklılığı belirleyen mali unsurlardan uzaklaştıkça bilançolarının sevimsizliği dağıtım şirketlerinin organizasyonlarına olumsuz tesir ediyor.

Çalışanların huzursuzluğunu tahmin etmek zor değil. Bence suçlu aranmamalı, el birliği ile çözüme odaklanılmalıdır.

‘’İşimi bu haliyle mi sürdüreceğim yoksa yeni enerji düzenine mi hazırlanacağım.’’

Akaryakıt Dağıtım Sektörünün sormamız gereken kritik sorusu bu olsa gerek.


Ahmet Mert Yılmaz


    44 yıllık kariyeri boyunca yurt içi ve yurt dışında akaryakıt dağıtım sektöründe üst düzey yönetici pozisyonlarında görev almıştır. Kariyeri süresince; satış, pazarlama ve yatırım departmanlarında önemli sorumluluklar üstlenmiş, geniş kapsamlı bayi teşkilatlarının yönetimini başarıyla gerçekleştirmiştir. Ayrıca sektörde birçok stratejik projenin hayata geçirilmesinde aktif rol oynamış, bu projelerin planlama ve uygulama süreçlerinde doğrudan yer almıştır. İkmal, lojistik, insan kaynakları, hukuk ve eğitim gibi kilit fonksiyonlarla yakın iş birliği içinde çalışmış, aynı zamanda bağımsız yönetim kurulu üyeliği görevinde bulunmuştur. Sektöre katkılarını yalnızca yönetimsel değil, entelektüel düzeyde de sürdüren Yılmaz, "Rafine Yıllar" adlı sektörel referans kitabı ile "Sedef Parmaklık" adlı romanın da yazarıdır. ''Yazarımızın sosyal medya hesaplarına aşağıdaki bağlantılar üzerinden ulaşabilirsiniz. İlgili 4 platformlarda paylaştığı içerikler ve sektöre dair görüşleriyle daha yakından tanıyabilirsiniz.''
    Bir Yorum Yazın

    Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

    Henüz yorum yapılmamış.