EPDK, Rekabet Kurumu ve Maliye yetkilileri ile yapılan ve uzun senelere yayılan çalışmalar neticesinde bugünkü yüksek standartlarına ulaşmış bir akaryakıt dağıtım sektörümüz var.
Bununla birlikte, dağıtım şirketleri ve bayilerin geleceklerini sorguladığı, her iki tarafın da emeklerinin karşılığını alamamaktan şikâyetçi olduğu bir sektörden söz ediyoruz.
2005 yılından önce, şirketlerin bugünkü yöneticilerinin ve çalışanlarının, hayal bile edemeyeceği kadar büyük sıkıntılar yaşadı bu sektör.
O günlerde kuralları belirsiz, vahşi bir piyasa ortamı vardı.
Fikir vermesi için sadece bazılarını sıralamak isterim. Bugün ile kıyaslayın lütfen.
• Ürünlere, hiçbir sisteme bağlı olmadan zamlar yapılıyordu. (Şimdi de zam veya indirimler yaşıyoruz akaryakıt ürünlerinde ancak daha önce bir yazımda belirttiğim gibi, fiyat değişiklikleri bir formül ve bilinen parametreler doğrultusunda yapılıyor.)
• Menşei belli olmayan karışık ürünler ve kaçak akaryakıt, büyük şehirler dâhil piyasada cirit atıyordu.
• Sözleşmeli bayilere ‘’kayıtlı ama korsan’’ dağıtım şirketleri ürün satıyor ve o şirketler haksız kazanç ile büyüyorlardı.
• Denetimsizlik vardı, teknik standartlar eksikti. Ne şirket marker’ı vardı ne de ulusal.
• Devlet vergi kaybından yakınırdı.
• Güvenilmez pompa, sayaç ve teknik ekipmanlar vardı.
• Birbiri ardına kontrolsüz istasyonlar açılıyordu.
Ülke yönetiminin kararlılığı ile çıkarılan Petrol Piyasası Kanunu ile piyasa aktörlerinin sorumlulukları net bir şekilde belirlendi, sorunlara karşı yaptırımları artıran çözümler getirildi.
2005 yılında bunlara bir de,
‘’Piyasada yeterli rekabet yok, beş şirket piyasanın yüzde 100’ne hâkim denerek’’ rekabet mevzuatının eksikliği gündeme girdi.
Sektör, yeni dağıtım şirketlerinin önünü açacak –kolay- kurallar ile tanıştırıldı.
2010 yılına gelindiğinde, şirket ve bayi arasında kira, intifa gibi tapuya intikal eden işlemlerin beş yıl ile sınırlandığı devrim niteliğindeki değişimin uygulanması gündemdeydi.
Akaryakıt dağıtım sektöründe taşlar yerinden oynadı.
Nitekim dağıtıcı sayısı bir dönem 100 şirketi aştı. Bunun iyi bir gelişme olduğunu savunan az sayıda insan bulunabilir.
Akaryakıt sektörü değişirken büyük, görkemli istasyonlar ülkemizi süsledi. Hele otoyolların açılması ile yapılan istasyonların modern tasarımları, ürün sunumlarının güzelliği hepimizi şaşırtır oldu.
Sık sık piyasada faaliyet gösteren dağıtıcıların arasından ayrılanlar canımızı sıkmadı değil. Bu kadar güzel değişimlerin olduğu ülkeden, aldığı ticari kararlar neticesinde giden büyük şirketlerin yerini başka şirketler aldı.
Çok önemsemedik nedenlerini.
Belki biraz daha sorgulamalıydık gidenlerin nedenlerini, ışık tutabilirdi bugüne.
Akaryakıt komodite bir ürün haline geldi.
Sektörün; bu döngüden uzaklaşıp ürünleri geliştirelim farklı özellikleri olan benzin ve motorin satalım çabası devam etmedi. EPDK’nın, farklı ürünü farklı fiyat ile satmak istiyorsanız;
‘’Belirsizlik var tüketici inanmıyor, ispatlayın ve sattığınız farklı ürünün kalitesini izah edin’’ demesiyle yeni bir boyut aldı.
Dağıtım şirketleri, ürünlere ilave ettiği katıklar ile sağladığı teknik düzeyi ve pazarlama stratejisini, düzenleyici kuruma tatmin edici şekilde ya anlatamadı ya da düzenleyici kurum sadece standart ürün satılmasında kararlıydı.
Zaten bayilerin de, farklı performans katkılı benzini, farklı motorini satmak zor, müşteriye anlatmak sorun, stok tutmak ekonomik olmuyor itirazı vardı.
Bunun üzerine kurum bir düzenleme yaptı ve artık istasyonlarda sadece standart benzin, motorin ve Lpg satılacak kararını verdi.
Aslında bu düzenleme, teknik olarak ürünlere katkı koyarak geliştirip farklılaştıramazsınız demiyor; aynı yakıt türü için farklı fiyat uygulanmasını engelliyor.
Yeni bir çaba için motivasyon kalmadı şirketlerde.
Akaryakıtta mesele (en azından bugün için) satmak değil, mevcut marj yapısıyla hayatta kalmak meselesidir. Dağıtım şirketi ve bayilerin akaryakıttaki mevcut kâr marjı paylaşımları sektörü boğmaktadır.
Çünkü şirketler kendileri için yeterli olmayan marjı bayilere, filo müşterilerine vermekte, aynı şekilde bayiler de dağıtım şirketlerinin filolara verdikleri olağanüstü indirimlere katkı sağlamakta, kendilerine yetmeyen marjı piyasadaki müşterilerine vermektedir.
İstasyonlardaki kredi kartı ile kârı azaltan satışın maliyeti bayiler üzerinde kalmaktadır. Neden çözüm bulunamadığını anlamak zor. Kredi kartı şirketleri ile görüşme yapılmasında yarar vardır, alternatif çözümler üzerinde çalışılabilir. Bugün, takside kredi kartı kullanıp hizmet bedeli veriyorsak veya araç muayene istasyonlarında kart kullanımında hizmet bedeli ödüyorsak bizim içinde bulunduğumuz kısıtlı marj ortamında neden yapamadığımızı araştırmalıyız.
Akaryakıt sektörünün önemi dikkate alınmalı, içinde bulunduğu karamsar hava giderilmelidir.
Petrol gibi; keşfi, çıkarılması, rafinajı, dağıtımı, depolanması olağanüstü emek isteyen, çağı değiştiren enerji kaynağı alelade bir ürün muamelesi görmemesi gerekir. Devletine bu denli vergi sağlayan, 365 gün 24 saat görev yapan bir sektör, kendi iç sorunları ile boğuşmaktadır. Dağıtım şirketleri ve Bayi Destek kuruluşları beraber çalışacak platformu yaratmalıdır.
Bayilerin yararına çalışan kurumların veya sendikaların, dağıtım şirketlerinin verimli çalışmasına dikkat edecek titizlikte olması gerektiğini önemle belirtmek isterim. Bayiler ve dağıtım şirketleri aynı değerde önemlidir, biri olmadan diğeri olmayacaktır.
Elektrifikasyon gerçeğinin gölgesinde yarın değil, bugün, yakıttan kazanç elde edilebilme, yapılan yatırımların ve emeğin karşılığının alınabilme dönemidir. Sektöre baktığımızda hacim vardır, ciro yüksektir; dağıtım şirketleri ve bayilerin önlerindeki fırsatları değerlendirecek bir zaman dilimi mevcuttur.
Bizim yaptığımız işte, devletin çıkardığı yasa ve mevzuatla vergi toplama garantisi vardır. Rafineriler global fiyatlarla çalışmaktadır, gelir riskleri belki orta düzeydedir. Ancak dağıtıcı rolündeki şirket ve bayiler rekabet ve operasyon baskısı altında sistemin tüm yükünü taşımaktadırlar. Petrol değer zincirinin son halkası olan dağıtım sektörünün geleceği, uygun platformlarda tartışılmalı, çözüm önerileri geliştirilmelidir.
Dağıtım sektörü, kendine yetmeyen kâr marjını piyasaya vermekte oldukça cömert davranmaktadır. Bu aşamada merceğimizi, dağıtım şirketlerinin planlama, analiz, kontrol bölümleri ve finans organizasyonlarına çevirirsek yapılan muhtemel değerlendirmeleri şöyle özetleyebiliriz;
Hangi değerlendirme kimin için geçerlidir bilinmez ancak şirket-bayi denkleminde mevcut kazanç sisteminin sürdürülebilir olduğunu savunamak zordur.
Ahmet Mert Yılmaz