Akaryakıt Dağıtım Sektöründe Tavan Baskısı ve Taban Rekabeti:

Yayınlama: 20.06.2026
Düzenleme: 19.06.2026 18:00
A+
A-

”Yanlış İliklenen İlk Düğmeden Bugüne Çözüm Arayışları ve Yapısal Sıkışmanın Tarihsel Boyutu”

Akaryakıt dağıtım sektörü ‘’tavan baskısı ve taban rekabeti’’ yaşıyor.


Son günlerde yapılan açıklamalarda;

Dağıtım sektörünün marj yapısı, fiyat oluşumu, bayi sözleşmeleri, akaryakıt promosyonu gibi -yıllar önce yanlış iliklenen ilk düğmenin ardından yıllara yayılan- sorunları için reçete aradığını izliyoruz.

Çok özet olarak; Tavanda, ‘’regülasyon’’, fiyat ve maliyet baskısına maruz kalan akaryakıt sektörü, tabanda ise şirket ve bayilerin kâr marjı ve sözleşme rekabetini yoğunlaştırdıkları bir ortamda faaliyetini sürdürmektedir.

Oldukça sıkışmış bir durum var, üstelik yeni de değil.

Tavanda fiyat için matematiksel formül var ama tabanda rekabet eden şirketlerin fiyat ve kârlılık açısından önlerini görebilecekleri matematiksel bir formül yok.


İzah edeceğim;

Şirket ve bayi gerçeğinin önce tarihsel boyutunu anlatmalıyım çünkü biz sadece sonucu görüyor, anlamaya çalışıyor ve EPDK nezdinde şirket ve bayi kuruluşlarının dile getirdiği talepleri izliyoruz.

İki önemli husus var.

Birincisi şudur; Dağıtım şirketleri faaliyetlerine başlarken istasyon ağı faaliyetlerinin dikey bütünleşmiş bir yapının parçası olmasını istediler. Normali de, rekabette avantaj sağlayanı da zaten budur.

Dikey bütünleşme, rafineri, lojistik, depolama, dağıtım ve perakende zincirinin aynı yapının içinde yönetilmesi anlamına gelir. Buna ‘’upstream’’ faaliyetini de koyarsanız rekabeti göğüsleyecek, şirketi ve bayisini güçlü yapacak bir yapıyı tarif etmiş olursunuz.

Şirketler (özellikle yabancılar), ülkemizde faaliyetlerine böyle başlamak isteseler de çeşitli nedenlerle yürütememişlerdir. Aslında, şirketin (birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi) bizzat çalıştırdığı istasyonlar hedeflenmiş, bu nedenle; önce yaygın bir istasyon zincirine sahip olmak için istasyon yapılacak arsalar satın alınmış ve üzerlerine tesisler yapılmıştır. Tesis diyorum çünkü şirketler bazı büyük istasyonların yanı başında büyük arazilere dinlenme, karavan ile tatil yapabilecek alt yapıyı dahi kurmuşlardır. İstasyonları, ya bizzat kendileri işletmişler ya da yörelerdeki muteber iş adamlarını işletici olarak tayin etmişlerdir. ‘’Şirket malı istasyon’’ tabir edilir böylelerine… Çalıştıranlara da ‘’işletici’’. Şirketler kira bedeli değil, ‘’işleticilik ücreti’’ alırlardı. Detayına girmeyeyim, çok önemli bir hukuki ayrıntıdır.

Ülkeye daha hızlı yayılmak için -alternatif olarak- bir istasyon modeli daha geliştirilmiştir.

Bayilerin sahip oldukları gayrimenkullere yatırım yapabilmek için (işin doğası gereği) uzun dönemli intifa ve kira gibi tapu hakları tesis edilmiştir. Karşılıkları da ödenmiştir. Bir nevi ‘’franchisee’’, yani markanın işletme modeli uygulansın diye bayilikler oluşturulmuştur. Burada önemli olan kontrolün şirket tarafından yapılması ve uygun görülen fiyat-marj yapısının yönetilmesiydi. Mülkün sahibi de olsanız şirket nezdinde anlaşma gereği işletici statünüz vardı. Bu da önemli bir hukuki ayrıntıdır.

Kısaca petrol işi dikey bütünleşmiş ve kontrolün şirketin uhdesinde bir iş olarak başlamıştır, doğasında faaliyetin tüm boyutları ile güçlü dağıtım şirketi tarafından yönetilmesi vardır.  

Dağıtım şirketlerinin kurmaya başladıkları bu yapı 1970’li yıllardan itibaren politik, ekonomik nedenlerden ötürü yarım kalmıştır. Yani gömleğin düğmesinin ilk yanlış iliklenmesidir.


Ne olmuştur?

Akaryakıt krizi, petrol şirketlerini derinden etkilemiş ve piyasa, bayilerin sahip olduğu ve bayilerin çalıştırdığı gayrimenkul düzenine geçilmesini zorunlu kılmıştır. Şirketler sermaye sıkıntısına düşmüş, istasyon ve ekipmanlarını mülk sahiplerine satmaya başlamışlardır. Hatta ülkenin bazı bölgelerinden çekilmişlerdir.

Yıllar içinde değişim bir başka boyuta evrilmiş ve bayiler dağıtım şirketleri ile en fazla 5 yıllık anlaşma yapmaya başlamıştır. Rekabet hukuku gereği, şirket ve bayi arasında gayrimenkul ilişkisi gerektirmeyen kâr marjı sözleşmeleri denebilir bunlara.

Sisteme göre; Mülk sahibi veya istasyonu çalıştıran kimse, rekabet koşullarında dağıtım şirketinden alabildiği kadar toplu bedel veya kâr marjı isterse ikisinin de yer aldığı hibrit sözleşme yapar.

İşte tam bu noktada ikinci konu gündeme gelmektedir.


Karşılıklı olarak, bayi ve şirketler açısından ticaretlerinin sürdürülebilmesi mücadelesidir bu.

İkinci konuyu şöyle izah edebiliriz;

Petrol Piyasası Kanunu, içerdiği liberal hükümlerle, tavanda akaryakıt satış fiyatlarının tespitini bir formüle bağlamıştır. Formülün içerdiği parametreler değiştikçe – medyanın da yakından takip ederek duyurduğu- ürün fiyatlarında indirim ya da çoğunlukla yükselişleri görürüz. İçinde vergilerin de olduğu bir uygulamasıdır bu. Biz buna zamanında ‘’otomatik fiyat mekanizması’’ dedik.

Baz fiyat, bu formülle belirlendikten sonra sıra, dağıtım sektörünün marjı ve sonrasında pompa fiyatına gelir.

Bu bölüm, dağıtım şirketi ile bayisinin belirleyeceği, ticari kuralların ve rekabetin çalışacağı bir sistem içinde olmalıysa da öyle olmamaktadır.

Tabandaki bu durum, gömleğin doğal olarak yanlış iliklendiği bir aşamadır.

Bir başka deyişle şöyle diyebiliriz;

Tabanda sıkışıklık olarak nitelendirdiğimiz durum, pompa fiyatına giden hesaplamada matematiksel bir formül olmamasındandır.

Olsa iyi olur. Çünkü dağıtım marjlarını ve pompa fiyatı tespit ederken; başta mevzuatın getirdiği maliyetler, faaliyet masrafları, enflasyon, döviz kurundaki gelişmeler, ticari faizler, kredi kartı komisyonlarının matematiksel olarak bir formülle hesaplanmadığı ve rasyonel olarak güncellenmediği gibi bir durum vardır.

Dağıtım şirketi ‘’kabul edilmiş’’ marjları dikkate alarak coğrafi olarak tavsiye ettiği pompa fiyatlarını bayisine bildirir. Buna ‘’ticari olarak uygun gördüğü fiyat’’ demek isterdim ama diyemiyoruz.

Biliyoruz ki, pompa fiyatı artırılırsa dağıtım sektörüne kâr getirir. Düzenleyici kurum, radarı altındaki makroekonomik dengelerin bozulmasından çekinerek pompa fiyatlarının artırılmasını istemez ya da çok sınırlı artışa izin verir. Önce dağıtım şirketi uyarılır. Düzenleyici kurum daha önce üç kez yaptığı gibi pompa fiyatlarını indirip belirli süreyle pompada tavan fiyat uygulayabilir. Aksi olursa cezai şartlar devreye girer ve konu dağıtıcının lisansının iptaline kadar gidebilir.


Bu travma üç kez yaşanmıştır benim hatırladığım.

Dağıtım sektörü işte bu nedenle tabanda kendisine müsaade edilen ölçüde bir uygulama ve rekabet içindedir. Ancak anlayışlı bir zemin bulduğunda pompa fiyatına ufak artışlar yapar. Şirket ve bayileri yetersizi bölüşmenin stresi içinde zaman zaman aralarında toplanır kamuoyuna açıklama yapar, zaman zaman da düzenleyici kuruma gidip kazanamıyoruz diyerek, tavanı biraz rahatlatmasını ister. Çözüm bulamaz ise dağıtım şirketi ve bayi arasındaki ilişki gerilir, bayi daha iyi sözleşme yapanı bulunca tabelasını değiştirir.

Kısaca, tabanda şirket ve bayi marjlarını maliyetleri dikkate alarak (tavanda olduğu gibi) bir ‘’otomatik fiyat ayarlama mekanizması yoktur.’’  

Ekonomik parametreler yıllar boyunca kâr marjlarını aşındırmıştır.

Umarız, sektör sorun yaşamayacağı rasyonel bir düzenleme ile şirket ve bayileri rahatlan radikal bir değişim yaşar.

Çözüm önerileri tartışılmalıdır. Dağıtım şirketlerinde çok yetkin planlama ve analistler keza, düzenleyici kurumun esaslı uzmanları vardır.

Petrol Piyasası Kanununu çok istedik, çok emek verdik.

Çıkmadan önceki durumumuz içler acısıydı.

İşbirliği yapıldığında bu sorunlar aşılır.

Ahmet Mert Yılmaz


44 yıllık kariyeri boyunca yurt içi ve yurt dışında akaryakıt dağıtım sektöründe üst düzey yönetici pozisyonlarında görev almıştır. Kariyeri süresince; satış, pazarlama ve yatırım departmanlarında önemli sorumluluklar üstlenmiş, geniş kapsamlı bayi teşkilatlarının yönetimini başarıyla gerçekleştirmiştir. Ayrıca sektörde birçok stratejik projenin hayata geçirilmesinde aktif rol oynamış, bu projelerin planlama ve uygulama süreçlerinde doğrudan yer almıştır. İkmal, lojistik, insan kaynakları, hukuk ve eğitim gibi kilit fonksiyonlarla yakın iş birliği içinde çalışmış, aynı zamanda bağımsız yönetim kurulu üyeliği görevinde bulunmuştur. Sektöre katkılarını yalnızca yönetimsel değil, entelektüel düzeyde de sürdüren Yılmaz, "Rafine Yıllar" adlı sektörel referans kitabı ile "Sedef Parmaklık" adlı romanın da yazarıdır. ''Yazarımızın sosyal medya hesaplarına aşağıdaki bağlantılar üzerinden ulaşabilirsiniz. İlgili 4 platformlarda paylaştığı içerikler ve sektöre dair görüşleriyle daha yakından tanıyabilirsiniz.''
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.