Türkiye’de düzenlenen toplantı ve zirvelerin, enerji dünyamızın makro düzeni için önemli olduğunu biliyoruz. Yerinde ve tutarlı kararlar için tartışılıyor, bildiriler sunuluyor, sonuçlar kamuya açıklanıyor. Enerjinin çeşitlenmesinin ve maliyetinin ülkemiz için hayati önemi var.
Peki, ülkemizde istihdamın ve vergi gelirlerinin önemli bir kısmını karşılayan akaryakıt dağıtım şirketlerinin ve bayilerin içinde olduğu, kar kış, yaz sıcağı demeden 24 saat 365 gün çalışan sektörün sorunları ‘’mikro açıdan’’ açık ve yeterli tartışma zemini buluyor mu?
Neler mesela? Örneğin; Kârsızlık. Kiminle konuşsanız bu sektörün bir numaralı sorunu; perakende ürün marjlarının enflasyon altında kaldığını belirtiyorlar, kazanç sorunu var. Dağıtım şirketi ve bayi arasındaki kâr marjı bölüşümünün ve piyasaya verilen indirimlerin neden olduğu yıkıcı etki görülüyor. Bayilerin ve şirketlerin fiyatlama esnekliği yok. Kredi kartı komisyonlarının marj üzerindeki olağanüstü negatif etkisi biliniyor. Mevzuatın neden olduğu ve bunun yanı sıra istasyon işletmeciliğinin artan sabit giderleri söz konusu. Ve elbette, sektörün yeni enerji kaynaklarına dönüşme sancılarını yaşıyoruz.
Stok maliyetleri o kadar yüksek ki, sermaye oluşturmak, artırmak her iki taraf için de bir sorun. Bankaların, sektörü yüksek riskli gördüğü söyleniyor. Düşük marj ile yapılan satışlar sonrasında sürekli borç çevirme ihtiyacı hasıl olmaktadır. Sadece akaryakıt değil düşük kâr ile çalışan her iş kolunun ortak sorunu değil mi bu?
Makro gündeme dönük enerji zirvelerini çok takdir etsek de, dağıtım sektörünün hayatta kalma mücadelesini yansıtmıyor. Dağıtım sektörünün sorunlarının daha odaklı tartışılacağı, bildirimlerin, tezlerin, çözümlerin sunulacağı birlikteliklere ihtiyaç var.
Sektörün elektrifikasyon ile değişimi gündemde. Değişimden ve yeni kaynakların varlığından söz edip (örneğin, elektrikli ve diğer alternatif yakıtlar için araç alt yapısı, hızlı şarj yatırımları) kaynak ayırırken, geleneksel ürünlerdeki verimlilik ve çevre hassasiyeti doğal olarak ön plana çıkıyor. Çağı değiştiren petrolün rolü değişmekte olsa bile dün olduğu gibi bugün için de ne kadar önemli olduğunu unutmamalıyız.
Dağıtım sektöründeki şirketlerin sektöre stratejik bakışı yeni baştan ele alınmak zorunda. Eminim ki, şeffaf söylemler yapıldığında, kural koyucuların sektörün resmini daha net görmesi sağlanacaktır.
Mesele, istasyonların bugün iyi ya da kötü işletilmesi değil; gelecek için istasyonun nasıl olacağı, konumu, ölçeği, finansmanı ve uygulanacak iş modelidir. Dağıtım şirketi sayısında olduğu gibi sayıca, belki küçülmeyi ama ölçek olarak büyümenin tartışılacağı günler içindeyiz.
Dağıtım sektörüne hayatını bağlayanlar, onlara yardımcı olması beklenen düzenleyici kurumlar, el birliği ile bugünü ve yarını değerlendirmeli ve kazanç sorununa çare bulmalıdır. Dağıtım sektörünün, geleceğini şekillendirecek bir yol haritasına ihtiyacı var. Bütün söylediğim bu!
Bakanlık, EPDK, Rekabet Kurumu, dağıtıcılar ve bayiler ile bir bütündür dağıtım sektörü. Birçok yazıma konu olan eskinin, vahşi sorunlarını aşan sektörümüz, bugünkü çağdaş dünyasına kavuşmuştur. Dönüşümün başladığı bugünlerde biraz daha detaya girilmeli, sektördeki ‘’irrasyonel’’ uygulamalar masaya yatırılmalıdır.
Rekabet için getirilen her uygulama haklı rekabet sağlamıyor. Bir tarafı yıkan sözleşmeler ve diğer tarafı yıkan fiyatlamalar rekabetin gerçekçi olmayan kötü yüzünü gösteriyor sektör için. Pazar payında hâkim durumda olanlar bunu yapıyorsa küçüğe yaşama şansı yok demektir.
Bizde, dağıtıcılar ve bayiler için fiyatlar konusunda esneklik yok, daha doğrusu yukarı doğru yok aşağı doğru indirebilirsiniz, marjlar fiilen sınırlı sayılır. Bazı dağıtım şirketleri ve bayiler ayakta kalma, bazıları ise pazardan daha fazla pay alma savaşı verirken bunun, elde avuçta ne varsa harcanarak yapıldığını izliyoruz.
Dönüşümün arifesinde, geleneksel dağıtım sektörünün nasıl ve nereye evrileceği merak ediliyor. Alternatif yakıtlar gelmek üzereyken dağıtım sektörünün geleceği için öngörülerimizi yüksek sesle tartışmamız gerekmez mi?
Sektör, bugünkü tabloya kısa vadeli risk yönetimi ve uzun vadeli konumlanma perspektifiyle bakmak zorundadır. Konuyu çokça EPDK’ya bırakan ve kamu politikalarının gelişmesini izleyen şirketler, istasyon sayısını artırmaya, bolca ürün satmaya, birim maliyetlerini yükseltmemeye çalışıyor. Yaklaşımları doğru olabilir ama önümüzü görmeye yetmiyor.
Ahmet Mert Yılmaz