Otogazın Bitmeyen Serüveni: Hibrit Çağında Üçlü Yakıt Dönemi !

Yayınlama: 27.06.2026
Düzenleme: 27.06.2026 19:25
A+
A-

Geçmişten bugüne Türkiye akaryakıt pazarının ezber bozan ürünü LPG, elektrifikasyon rüzgârına karşı hibrit dönüşümüyle yeni bir vizyon kazanıyor. Akaryakıt dağıtım sektörünün bu dönüşümden alacağı çok önemli dersler var.

Akaryakıt sektöründe LPG nin serüveni ilginçtir.

Konuyu bana anımsatan, bir LPG şirket yetkilisinin söyleşisindeki sözleri oldu.

Konu; AutoLpg’nin (otogaz) Türkiye’deki gelişimi ve son günlerde gittikçe yaygınlaşmaya başlayan tam elektrikli veya hibrit araç varlığının otogaz pazarına vereceği olası etkiydi.

Söyleşiden öğrendiğim teknik bir gelişme dikkatimi çekti.

Bir zamanlar Benzin ve Motorin piyasasına rüzgâr gibi giren otogaz’ın, hibrit araçlarda da aynı benzinli araçlarda olduğu gibi teknik bir dönüşüm yapılmak suretiyle kullanılabileceğini öğrendik. Bu tür araçlara LPG kiti takıldığında, benzin, elektrik ve LPG olmak üzere üçlü bir yakıt sistemi ortaya çıkıyormuş. Hangisi ekonomikse, araç sahibinin onu kullanabileceği belirtilmiş söyleşide.

Hibrit araçların dönüşüm uygulaması da başlamış verilen bilgiye göre.

Araç sahiplerinin ve özellikle ticari araç kullananların, yakıt maliyeti söz konusu olunca, bu tür fırsatlara nasıl açık olabileceğini yıllar önce AutoLpg satışları başladığında görmüştük.

Otogaz, maliyet unsurunun yanısıra, hedeflenen karbon sıfır çevreye olumlu etkisi nedeniyle de sevindirici bir hızla kullanılmaya başlanmıştır. Kısa zamanda geniş coğrafyaya yayılmıştır. Hızlı artış dönemini geride bırakan, şimdi olgunluk dönemini yaşayan otogaz’a,  -elektrifikasyonun artmakta olduğu bu günlerde- yeniden bir ivme kazandırılmak istenmesi anlaşılabilir bir hedeftir.

AutoLpg’nin Türkiye’deki başarı serüveni, yurt dışından ülkemizi ziyarete gelen önemli yabancı petrol şirketlerinin yöneticilerini her zaman şaşırtmıştır. Türkiye, dünyanın en büyük otogaz pazarlarından biri olmuştur. Güney Kore, İtalya, Polonya, Rusya, otogaz pazarının yüksek olduğu ülkelerin başında geliyor. Bazı ülkelerde böyle bir pazar yoktur, bazılarında ise vardır ama pazar payı düşüktür. Otogaz’ın, benzini geçen bir ürün statüsüne kavuşması ülkemizin küresel ölçekte istisnai bir durumda olduğunu gösterir. Buna, ülkemizdeki köklü LPG şirketlerinin varlığı, başta devletin vergi desteği ve çok tecrübeli yöneticilerinin başarısı da denebilir.

Araçlarda AutoLpg kullanımına 1995 yılında izin verildi. LPG şirketleri küçük araçlara dönük olarak geliştirdikleri otogazı kendi başlarına satamayacakları için Akaryakıt Dağıtım sektörü ile işbirliği yapmak istedi ve bunda başarılı oldu. Hatta öyle gelişmeler birbirini izledi ki; LPG şirketleri akaryakıt dağıtım şirketi alarak veya ortaklık tesis ederek ya da tedarik sözleşmesi yaparak, ürünlerini istasyon ağlarından satma başarısını gösterdiler.

Yeni ürüne, önceleri ‘’oldubitti’’ diyerek soğuk bakan, dönüşüm standartlarını ve denetim eksikliğine tepki gösteren klasik dağıtım şirketleri, sonunda otogazın gelişmesini izlemek yerine içinde olmayı benimsediler. İlk günlerde, otogaz pompa adasının istasyonlarda nerede olması gerektiği bile büyük tartışma konusuydu.

Otogazı satabilmek için izin bürokrasisi geliştirildi, teknik standartlar, çekme mesafeleri belirlendi, sistem oturana kadar kaotik bir süreç yaşadık.

Sonunda, büyük akaryakıt dağıtım şirketleri, kendi LPG organizasyonlarını kurarak, ya da piyasadaki LPG şirketleri ile anlaşıp rekabetin dışında kalmamaya özen gösterdiler. Aksi takdirde istasyonlarından büyük bir müşteri kitlesini uzak tutacaklardı.

Otogaz’ın benzine göre vergi avantajı ucuzluk getirmişti, bunu enerji verimliliğini de dikkate alarak belirttiğimi söylemek isterim. Kıyasladığımızda diğer yakıtlara göre daha cazipti.

Yeni ürün sayesinde sanayi sitelerinde, dönüşüm merkezlerinde, tank pompa üreticilerinde ve bakım, onarım alanlarında yepyeni meslekler doğmuştur.

Bir anım var;

Çalıştığım dağıtım şirketinin yatırım bölümü, yıllardır sözleşme yenileyen, Türkiye’nin önemli kurumsal holdingine ait Eskişehir’de bulunan üç istasyonun anlaşmasını bir türlü yenileyemiyordu. Buna hiç anlam veremiyorduk. O holdingin harcında bizim Amerikan şirketimizin katkısı büyüktü. Bölge ve yatırım bölümlerindeki çalışanlar gidiyor ve Eskişehir’den elleri boş dönüyorlardı.

Meğerse üç istasyonun sahibi olan Türkiye’nin gözbebeği kurumsal holding, kendi bünyesinde bulunan köklü LPG şirketini düşünerek piyasada yükselmekte olan bir akaryakıt dağıtım şirketine ortak olmuş, üçüne de LPG pompaları koyarak istasyonlarını ortak olduğu yeni markaya katmıştı. Holdingin, başka bir dağıtım şirketi ile anlaşmak istememesi bu yüzdendi. Neticede, holdinge ait güçlü LPG şirketinin, otogaz satmak için bir istasyon dağıtım ağına dolayısı ile dağıtım şirketine ihtiyacı vardı ve bu çok anlaşılabilir bir nedendi.

O günlerde LPG, adeta tüplerden fışkırmış yepyeni bir pazara kavuşmuştu.

Otogaz rekorlara koşuyordu.

Otogazın yükselişinin başladığı 1997 yılından sonra adeta patladığı dönem olan 2000 yılında yaşanıyordu bu tür gelişmeler.

2000-2010, otogaz satışlarının çift haneli yüzdelerle arttığı dönemlerdir. Türkiye artık çok ciddi olarak benzin ve motorine alternatif olacak veya tamamlayıcı olacak yeni yakıtına kavuşmuştu.

LPG firmaları ‘’stand alone’’ dediğimiz sadece otogaz satan istasyonlar da yaptılar.

Bir ara motorinin güçlü bir dönemi vardı, LPG dönüşümleri yavaşladı ama önemi azalmadı.

Şimdi otomotiv sektörü elektrifikasyon ile yeni bir döneme yelken açtı.

Ama görüyoruz ki; Elektrikli araçlara geçiş hızının bazı yapısal nedenlerden dolayı yavaşlayabileceği onun yerine hibrit araçlara ağırlık verileceği konuşuluyor.

Önemli araç üreticileri, hibrit stratejilerini ve yatırımlarını koruyor.

Hibrit araç konusunda küresel bazda ülkeler ve üreticiler açısından ciddi rekabet var.

Üstelik, OtoHaber dergisinin son sayısında belirtildiği gibi elektrikli mobiliteyi, ulaşılabilir ‘’halk otomobili’’ fikrine yaklaştırma anlayışı iyice gelişmeye başladı.

Uzmanlar, şarj alt yapısının gelişmesinin zaman alması, araç maliyetleri ve menzil konusu ile bazı devlet teşviklerinin azalması sonucu elektrikli araç sıçramasının durmayacağını ama daha dengeli olacağını, hibritlerin güçlü kalacağını belirtiyorlar.

İşte bu aşamada LPG söyleşisindeki, hibrit araçlara da otogaz kiti konabileceğini duymak ilginç oldu.

Anlamı şu olabilir;

Tüketicinin maliyet hassasiyeti çok yüksek ve devam ediyor. Hibrit araçların kalbinde benzinli motor var. Yakıt altyapısı uzunca bir dönem klasik durumunu devam ettirebilir. LPG’li hibrit araçların artması bizi şaşırtmamalıdır.

Bundan elektrikli araçların eninde sonunda geleceği noktanın başarısızlık olacağı anlamı çıkmamalıdır.

Tüketiciler gelişme döneminde, maliyet ve menzili dikkate alarak pragmatik seçeneklere yönelebilir.

Yakıt gereksinimimizde, uzun yıllara dayanan, kademeli olacak bir geçişi yaşıyor olacağız. Farklı teknolojilerin ve farklı ürünlerin bir arada yaşadığı uzun bir transformasyon dönemi bizleri bekliyor.

Akaryakıt Dağıtım sektörü açısından bakıldığında LPG’nin hikâyesi önemli bir derstir.

Akaryakıt sektörünün yeni enerji dönemi için yapacağı strateji çalışmasında, ‘’talep analizi’’ en kritik başlıktır. Hangi enerji ürününü, hangi alternatif yakıtları satacağız, bunlar pazarda ne kadar talep görecek? Yanıt aranırken tahminleri , bölgesel ve yerel ölçülere indirgemeliyiz.

Dağıtım sektörü, yeni enerji dünyasına ve yeni enerji kaynaklarına uyum sağlayabilmeli, tarihin bize yaşattığı somut örneklerden ders alabilmelidir.


 Ahmet Mert Yılmaz


44 yıllık kariyeri boyunca yurt içi ve yurt dışında akaryakıt dağıtım sektöründe üst düzey yönetici pozisyonlarında görev almıştır. Kariyeri süresince; satış, pazarlama ve yatırım departmanlarında önemli sorumluluklar üstlenmiş, geniş kapsamlı bayi teşkilatlarının yönetimini başarıyla gerçekleştirmiştir. Ayrıca sektörde birçok stratejik projenin hayata geçirilmesinde aktif rol oynamış, bu projelerin planlama ve uygulama süreçlerinde doğrudan yer almıştır. İkmal, lojistik, insan kaynakları, hukuk ve eğitim gibi kilit fonksiyonlarla yakın iş birliği içinde çalışmış, aynı zamanda bağımsız yönetim kurulu üyeliği görevinde bulunmuştur. Sektöre katkılarını yalnızca yönetimsel değil, entelektüel düzeyde de sürdüren Yılmaz, "Rafine Yıllar" adlı sektörel referans kitabı ile "Sedef Parmaklık" adlı romanın da yazarıdır. ''Yazarımızın sosyal medya hesaplarına aşağıdaki bağlantılar üzerinden ulaşabilirsiniz. İlgili 4 platformlarda paylaştığı içerikler ve sektöre dair görüşleriyle daha yakından tanıyabilirsiniz.''
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.