COP/Taraflar Konferansı (Conference of Parties), Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC, United Nations Framework Convention on Climate Change)) kapsamında her yıl düzenlenen en üst düzey küresel iklim zirvesidir.
Zirveye “31” denmesinin nedeni ise bu yıl düzenlenen toplantının tarihteki 31. Taraflar Konferansı olmasıdır. Sözleşmeye imza atan ülkeler “tarafları” oluşturuyor.
Türkiye, düzenlenen zirveye ev sahipliği yapıyor bu kez.
Konferansın amacı; Dünya genelindeki iklim krizine karşı ortak çözümler üretmek, küresel sıcaklık artışını 1.5°C sınırında tutmak ve ülkelerin karbon salınımını azaltma taahhütlerini denetlemek.
Akaryakıt sektörünü doğrudan ilgilendiriyor bu zirve.
Nedeni ise, gelecekteki enerji talebinin, yatırım koşulları ve dönüşümü etkileyen tüm uluslararası politikaların burada şekillenmesidir.
Enerji sisteminin içindeki fosil yakıtlardan adil ve düzenli bir geçiş yapılması çağrısı bu toplantılarda yapıldı. Elbette petrolden hemen vazgeçilmesi anlamına gelmedi ama çok yönlendirici kararlar olduğunu görüyoruz.
İlk COP zirvesi 1995 yılında Berlin’de gerçekleşmiş. O tarihten bu yana (pandemi gibi istisnai dönemler hariç), her yıl ardışık bir sayı alarak düzenli olarak organize ediliyor.
COP zirveleri, sadece konuşulan değil, tüm dünyayı bağlayan tarihi anlaşmaların imzalandığı yerlerdir.
Antalya’da düzenlenecek olan COP31, Türkiye’nin bugüne kadar ev sahipliği yapacağı en büyük ve en geniş katılımlı uluslararası organizasyonlardan biri olacağı belirtiliyor.
Zirve, küresel ‘’karbonsuzlaştırma’’ hedeflerini derinleştirirken, Akaryakıt Dağıtım Sektörünü ve Bayilik ağlarını yapısal dönüşüme zorlayacağına şüphe yok.
Özetle gördüğümüz şu;
Antalya’da düzenlenecek olan COP 31 İklim Değişikliği Konferansı, küresel emisyon hedeflerinin ötesinde, belki de akaryakıt pazarının önündeki 20-30 yıllık yatırım haritasını yeniden yazacak.
Fosil yakıtlardan kademeli çıkışın hızını belirlerken, rafinerilerden akaryakıt bayisine kadar tüm ekosistemi yeni yeşil ekonomi ile yüzleşmeye zorlayacaktır.
Türkiye akaryakıt pazarında lisanslandırılmış aktif dağıtım şirketi sayısı yüksektir.
Sektörde büyük oyuncular pazar payının çok büyük çoğunluğunu elinde tutmaktadır.
Marjlar çok değişkendir ve her ülkede olduğu gibi jeopolitik ve ekonomik dengeler nedeniyle baskı altında kalmaktadır.
COP kararlarının getireceği sıkı emisyon takvimi ve yeşil dönüşüm zorunlulukları, Türkiye akaryakıt pazarında konsolidasyon veya çekilme sürecini etkileyebilir.
Bu konu bizim için yabancı değil; birkaç kez yazdığımız ana konularımızdan biri oldu şimdiye kadar.
İşletme sermayesi gereksinimi her geçen gün artıyor.
Finansal kırılganlığı yüksek olan piyasa aktörlerinin ve yeşil dönüşümü finanse edecek öz kaynağı bulamayan küçük ölçekli dağıtım şirketlerinin elenmesi dünyada görülen bir durumdur.
Kimi bunu sağlıklı görebilir ve para kazanmayanın farklı bir gelecek arayışı olarak değerlendirilebilir.
COP’un getireceği karbonsuzlaştırma politikaları, Türkiye genelindeki binlerce akaryakıt istasyonunun günlük operasyonunu ve finansal hayatta kalma mücadelesini doğrudan etkileyebilir.
Bayiler için hayatta kalmanın anahtarı, geleneksel pompa modelinin yanı sıra istasyonları yüksek güçlü elektrikli araç şarj istasyonlarını barındıran, perakende ve sosyal donatıları yüksek “çok katmanlı yaşam merkezlerine” dönüştürmektir.
Elektrifikasyon hızı ise ayrı ama önemli bir konudur. Bu konuda Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Fatih Birol’un söyledikleri ilginçtir.
‘’Yenilenebilir enerjinin yaygınlaşmasını enerji güvenliği kaygıları yönlendiriyor çünkü giderek daha fazla ülke ithal yakıtlara bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. Yenilenebilir enerjinin büyüme hikâyesinde yeni bir dönem başlıyor ve bu hikâye gerçekten küresel bir nitelik taşıyor.
Yenilenebilir kaynaklar bugün dünya genelindeki elektrik üretiminin üçte birini karşılıyor, önümüzdeki beş yıl içinde ise bu oranın yarıya yaklaşması bekleniyor.’’
Mevzuat izin verdiği sürece, şarj ağı işletmeci lisansları ve istasyon kurulum adetleri pazar dinamiklerine ve bölgesel şebeke kapasitesine göre kademeli ilerlemektedir.
Fosil yakıt kullanımının ne zaman sonlandırılacağı henüz tartışılan bir konudur. Hepimiz aynı fikirdeyiz daha çok tartışılacaktır.
Dağıtım şirketleri ve bayilerin; küresel pazarın dönüşüm için talep ettiği hız ile ülkelerdeki mevzuat arasında kalacakları zaman bir gün gelecek.
COP kararlarının radikal bir şekilde katılaştığı dönemde elektrik üretiminin merkezine, rüzgâr (RES) ve güneş (GES) gibi kesintili yenilenebilir enerji kaynaklarının yerleşeceğini göreceğiz.
Bu senaryoda enerji depolama sistemlerinin önemi çoktur çünkü rüzgâr ve güneş projelerini “güvenilmez” olmaktan çıkarıp şebekenin yeni esneklik omurgası haline getirir.
Hibrit santrallerde rüzgâr ve güneş üretiminin bataryalarda birleştirilmesi çok güncel bir gelişmedir.
Gündüz güneşten, gece ise rüzgârdan elde edilen fazla enerji bataryaya kaydırılarak şebekeye anlık patlamalar halinde değil, sabit ve öngörülebilir bir üretim profili sunduğunu belirtiyor uzmanlar. Böylece mevcut zayıf hatların aşırı yüklenmeden maksimum verimle kullanılması mümkün oluyor.
‘’Black Out’’ denilen elektrik çöküş riskine karşı;
Akıllı invertörlerle donatılmış bataryaların zayıf iletim altyapısının çökmesini engelleyeceği belirtiliyor.
Öğle vaktinde güneşin ürettiği devasa fazla enerji doğrudan sahadaki bataryaları dolduruyor, akşam rüzgârın zayıf, güneşin ise sıfır olduğu tepe talep saatlerinde bataryalar deşarj edilerek şebekenin yükü hafifletiliyor.
Özetle; COP kararlarının baskısıyla fosil yakıtları devre dışı bırakıp sadece rüzgâr ve güneşe güvenmek, ‘’eğer altyapı zayıfsa’’ tam bir kumar haline geldiği belirtiliyor.
Ancak üretim noktasına entegre edilen enerji depolama sistemleri, rüzgarın esmediği, güneşin açmadığı zaman dilimlerinde şebekeye tampon olmakta ve radikal yeşil dönüşümün karanlıkla değil, kesintisiz enerjiyle tamamlanmasını sağlanmaktadır.
COP 31 Antalya Konferansı, Türkiye akaryakıt pazarı için sadece bir mevzuat değişikliği değil, pazarın genetiğinin ele alınmasıdır ve dünya çapında önem arz etmektedir.
Ahmet Mert Yılmaz