Konsolidasyon, Güç Birliği, Değişim Arayışları… EPDK’nın Yarattığı Düzenli Piyasa Olmasaydı Yönetilebilir miydi?

Yayınlama: 24.07.2026
Düzenleme: 24.07.2026 19:15
A+
A-

Enerji sektöründe sıkça konsolidasyon, birleşme, iş birliği, güçlerin birleşmesi gibi terimleri kullanıyoruz. Bu tür girişimler hem dünyada hem de uzun bir süredir ülkemizde yaşanıyor.

Petrol Piyasası Kanunu ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) olmasaydı bu tür girişim ve gelişmeler ülkemizde olabilir miydi diye düşündüm.

Muhtemelen zor olurdu. Farklı piyasa koşullarında gerçekleşir ve çok daha yüksek riskler içerir, şirketlerin kararları belki değişmez ama olumsuz etkilenirdi. Özellikle de yabancı yatırımcının ilgisi büyük olasılıkla daha düşük olurdu.

Sektör oyuncusu öngörülebilir kurallar, lisans güvencesi, bağımsız denetim gibi konulara öncelik verir. Kazanç baskısının neden olduğu ölçek ekonomisi arzusu nedeniyle güç birliği arayan petrol şirketleri piyasa risklerini kabul ederler ancak kural riskini düşük görmek isterler. Fiyat riskini her zaman yönetebilirler ama düzenleme eksikliğini ve belirsizliği yönetmek zordur. EPDK’nın varlığı, güç birliklerini yaratan temel neden olmasa da şirketlerin güvenli ve sürdürülebilir geleceği için çok büyük katkıda bulunur.

Akaryakıt Sektöründe Geçmişin Düzensizliği ve Dönüşüm Süreci

Türkiye akaryakıt sektörü menşei belli olmayan ürünlerle ‘’ucuz mazot’’ dönemi yaşadı. Yollar simsiyah dumanlarla doldu, kamyon ve otobüsler yolda giderken alevler içinde kaldı. İçine envaiçeşit kimyasal madde, ince yağ konulan benzinler, araçları yolda bıraktı, bayiler, şirketler ve sürücüler bir dolu sorun yaşadılar.

Küçük dağıtım şirketleri, büyük yağ toptancıları dağıtım şirketlerinin anlaşmalı istasyonlarına ürün sattılar, alan da satan da yaptığının bedelini ödemedi.

Sürücüler, paralarının karşılığında istasyonlardaki pompaların doğru miktarda ürün verdiğinden çok endişe ettiler. İstasyonlarda akaryakıt alanların, aldıkları miktardan daha fazla fatura temin ederek şirketini ve devlete zarar verdiği günleri yaşadık.

İstasyon altyapısının bakımsız kalması, ehliyetsiz insanlar tarafından yapılması, denetimsizlik nedeniyle kazalar yaşadık, canlar yitirildi, büyük maddi zararlar oluştu.

Türkiye bu gidişe, Petrol Piyasası Kanunu ve EPDK’nın faaliyete geçmesiyle dur dedi.

Belki mevzuatın yüklediği yatırımın yüksek maliyeti ve zamanında yetiştiremediğimiz yaptırımlar için yediğimiz milyonlarca lira cezayla çalışma hayatımız çok zorlaştı, yeni düzene alışmamız zaman aldı ama şimdi bunun ne denli yararlı olduğunu izliyoruz.

Yazar Kasa uygulaması, her istasyona erişilebilir otomasyon sistemlerinin konması, zorunlu kamera yerleştirilmesi, yakıta ulusal marker konması, her ay şirket ve istasyonlar arasında hacim mutabakatı ile EPDK’ya raporlanması gibi kurallar geldi. Bir dönem sektörün yeniden düzenlenmesi ile geçti, oldukça sancılıydı.

Liberal Piyasa Modeli ve EPDK’nın Müdahale Kapasitesi

Ülkemizdeki petrol piyasası, yetkili kurumların düzenlediği liberal bir piyasa modeline dayanır. Bu teorik model; dağıtıcı ve bayilerin serbest rekabet kuralları çerçevesinde pompa fiyatlarını belirleyebileceğini öngörür.

Yani kamu kurumları doğrudan pompa fiyatını belirlemez ancak gözetim yapar, ‘’aşırı fiyat’’ gördüğünde gerekli incelemeyi yapar, dağıtım şirketlerinden açıklama isteyebilir. Hatta daha önce yaptığı gibi doğrudan müdahale eder ve bir süre boyunca fiyatın tavan noktasını belirler. Lisans iptal etme hakkı da vardır. Kurumun burada ‘’aşırı kâr’’ olarak gördüğü rakam elbette pompa fiyatını oluştururken içerdiği resmi (vergi, döviz kuru, uluslararası ürün fiyatı) parametrelerin dışında kalan kısımdır.

Sektör, maliyetimizi tam olarak pompa fiyatına yansıtamıyoruz iddiasını sık sık gündeme getirir. Tavanda oluşan otomatik fiyat mekanizmasının bir benzeri tabanda yoktur. Yani enflasyon, kur, kredi faizleri, kredi kartı kullanımında bankaların istasyonlara uyguladığı faiz veya komisyon, mevzuatın getirmiş olduğu ilave unsurlar bir disiplin içinde pompa fiyatına otomatik olarak yansımamaktadır.

Bu nedenle bazı sektör temsilcileri, piyasanın fiilen liberal olup olmamasına kuşku ile bakar. Bu görüşü, EPDK’nın gözetim ve müdahale kapasitesine bir saygısızlık olarak kabul etmemek gerekir. Neticede görev tanımı somut bir veriye dayanmadığı sürece yoruma açık olabilir.

Gelecek Kaygısı, Sürdürülebilirlik ve Şeffaf Gelir Modeli

Şöyle açıklamaya çalışayım;

Bugüne kadar mevzuata dönük değişimler, kararlı denetimler sektöre ne kadar yarar sağlamışsa; bayi ve dağıtıcı şirketin marjını öngörülebilir yapmak da o denli yararlı sonuçlar doğuracaktır.

Anadolu’nun bir köşesinde veya büyük şehirde ofisinde oturup kanopinin altında emekle, çabayla yaptığı istasyona bakan bir bayi ne düşünür?

Sürdürülebilirlik, değil mi? Ne yapıyorsa, ne kazanıyorsa daha iyisini yapabilmek!

İşletmesinin geleceğini düşünür. Çok soru vardır aklında.

Ben veya çocuklarım, 10 yıl sonra ne olacağız, işimi onlar devam ettirebilir mi? Ne kadar para kazanacağım ki, işletmemin giderini karşılayıp yanımda çalışanların ücretlerini ödeye bileyim? Elektrikli araçlar artacak, şarja yatırım yapayım mı? Bugünkü kâr marjı düzeninde yatırımım geri döner mi? Marjlar azalır mı, kart komisyonları artacak mı?

Stratejik planlama açısından gerçek hayatta dağıtım marjı tek bir formülle belirlenmez belki ama kâr marjını etkileyen parametreleri bir çerçeveye oturtmak mümkündür. Pompa fiyatının doğru ve gerçekçi verilerle belirlenmesi çok önemlidir.

Doğru ve güncel parametreler ile belirlenen azami pompa fiyatının, isterse altında satanlar olabilir, bugün olduğu gibi. Uygulanan pompa fiyatının gerçekçi, hakkaniyetle belirlenmesi ve güncel masrafları yansıtması gerekir. Bugün akılları kurcalayan soru, tavan fiyatın gerçekçi olup olmadığı, gerçek masrafları yansıtıp yansıtmadığıdır. Tavan fiyatı liberal sistemle uyuşan bir terim olmayabilir ama ülkemizin gerçeği budur.

Bence asıl soru, kâr marjının ne olacağı değil, kâr marjını belirleyen mekanizmanın ne kadar öngörülebilir olduğudur.

Eğer dağıtım ve bayi marjlarını etkileyen yukarıda saydığımız parametreler önceden tanımlanmış ve şeffaf bir yapıya bağlanabilirse sektör oyuncuları, öncelikle bu sektörde kalıp kalmamaya sonra da yatırım yapıp yapmamaya karar verebilirler. Prensip olarak elektrikli araç ekosistemi için de aynı mantık geçerlidir. Önemli konu; yüksek veya düşük marj kadar öngörülebilir gelir modeli ve istikrarlı kurallardır.

Ahmet Mert Yılmaz


Daha fazla sektör analizi ve güncel gelişmeler için Her zaman Petrolpiyasasi.com adresini ziyaret edebilirsiniz.


44 yıllık kariyeri boyunca yurt içi ve yurt dışında akaryakıt dağıtım sektöründe üst düzey yönetici pozisyonlarında görev almıştır. Kariyeri süresince; satış, pazarlama ve yatırım departmanlarında önemli sorumluluklar üstlenmiş, geniş kapsamlı bayi teşkilatlarının yönetimini başarıyla gerçekleştirmiştir. Ayrıca sektörde birçok stratejik projenin hayata geçirilmesinde aktif rol oynamış, bu projelerin planlama ve uygulama süreçlerinde doğrudan yer almıştır. İkmal, lojistik, insan kaynakları, hukuk ve eğitim gibi kilit fonksiyonlarla yakın iş birliği içinde çalışmış, aynı zamanda bağımsız yönetim kurulu üyeliği görevinde bulunmuştur. Sektöre katkılarını yalnızca yönetimsel değil, entelektüel düzeyde de sürdüren Yılmaz, "Rafine Yıllar" adlı sektörel referans kitabı ile "Sedef Parmaklık" adlı romanın da yazarıdır. ''Yazarımızın sosyal medya hesaplarına aşağıdaki bağlantılar üzerinden ulaşabilirsiniz. İlgili 4 platformlarda paylaştığı içerikler ve sektöre dair görüşleriyle daha yakından tanıyabilirsiniz.''
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.